|
|
|
Fatih Ekinci
Kocaeli - 02.08.2010
Bu haftaki yazımda çalışanların sorunlarına değinmek istiyorum.Hem işveren hem de işçi olarak her iki tarafın sıkıntılarını çok net olarak görebiliyorum. Yazdıklarım bazı işveren arkadaşlarımı rahatsız etse de ben bir öğretmenim, doğru olanları yapmakla yâda anlatmakla mükellefim. Kapitalist beyaz erkek egemen, şirket merkezli sistemde yaşamı tamamen kazandığı maaşa bağlı olan ücretli kişilerin yaşadığı durum. Çocukluktan itibaren çalışmanın kutsallığına, boş vaktin felaket olduğuna inandırılmış, sürekli başkalarının önüne geçme hırsı ile 9-5+ (burada + çalışan arkadaşların bildiği gibi zorunlu fazla mesaidir) çalıştırılan, kendinden bir önceki köle neslinden fazlası akşam evine salınmak olan kişi. 3 kişinin işini tek başına yapmak üzere işe alınır, bu arada dışarıda işsiz kalan 2 kölenin perişan hali ile korkutularak az maaşa çok çalıştırılır.
Maaş(ücret) köleliği terimi, bir insanın ödenen ücreti kazanmak için çalışmaya ve kendisine dayatılan çalışma koşullarına mecbur olduğu durumu kınamak için kullanılır. Konuşma dilinde bu terim, işe/çalışmaya taparcasına bağlı olan kişileri ya da sosyal olarak
|
|
Devamını oku...
|
|
Fatih Ekinci
İzmit, 27.07.2010
Down Sendromu diğer adıyla Tirozomi 21, Doğum Öncesi Tanı(Prenatal Tanı) kapsamında araştırılması gereken en önemli genetik hastalıklardan birisidir.
Normal bir sperm ve kadın yumurta hücresinin döllenmesinden sonra oluşan bebeğin(fetüs) toplam kromozom sayısının 46 adet(23 adet anneden+23 adet babadan) olması yerine, kromozom yapımında oluşan hatalar sonucu sayının 47 adet olması Down Sendromu diye adlandırılır. Hatalı üretim sperm ya da yumurta hücresinin 21.kromozomunda görüldüğünden Tirozomi 21 ismiyle de anılmaktadır.
Down Sendromlu bebekleri bekleyen problemler nelerdir?
Bu sendrom; doğuştan zeka gelişim bozukluğu, yüzde, kulaklarda yapısal bozukluklar, işitme ve görme bozuklukları yanında yapısal kalp bozuklukları, barsak ve böbrek anomalileri ve diğer sağlık problemleri ile bir arada görülür. Tedavisi yoktur. Tek korunma çaresi doğum öncesinde tanı konulması ve gerektiğinde gebeliğin sonlandırılmasıdır. Burada görev Kadın-Doğum Uzmanı, Prenatal Tanı ve Genetik Danışma Merkezi’ne düşmektedir.
Kimler risk taraması yaptırmalıdır?
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Cengiz Atila
Eşme-İZMİT, 30.7.2010
İnsanın doğasında her işi yapmak olduğu gibi, boş işleri yapmak ta vardır. Ama bu kişiye göre değişir. Kimi boş işleri az yapar, kimi normal, kimi de bir ömür boyu boş işlerle uğraşır. Yani, bir baltaya sap olamaz. Boş iş nedir? Diye merak ettiğimizde “ZAMANI VE EMEĞİ FAYDA VE İYİLİK GETİRMİYEN İŞLERDE HARCAMAK." olarak tarif edebiliriz. O zaman ki; tüm değerlerin, tüm kıymetlerin üstünde bir sermayedir. İnsanoğlu hatta tüm canlı ve cansızlar için dünya da oluşan ve oluşacak olan her şey zamanın eseridir. Su yumuşak kaya ise settir. Ama kayanın üzerinden su devamlı aktığın da önce kayayı yıpratır sonra da kum yapar. Buna zamanın aslanı tilkiye boğdurması da diyebiliriz. İnsanoğlu aklı sayesinde o koca koca nehirlerin ırmakların önlerine bentler barajlar yapıp durdurmasına karşılık ne yazık ki zamanı bir dakika bile durduramadan acizdir. Yıllar önce HAYAT KIRKINDA BAŞLAR adlı bir roman okumuştum. Hafızam beni yanıltmıyorsa yazarı ünlü Fransız yazar Jan-Jak Ruso olmalı. Yazar o koca romanı "ZAMANI" konu alarak yazmış. Her insanın dünyaya eşit sermaye ile geldiğini, bu sermayenin zaman olduğunu, hayra ve iyiliye kullananların mutlu olduklarını anlatmış. Cezaevlerinde mahkûmlar için zamandan bol bir şey yoktur. Bunun kıymetini bilmeyenler, tespih çevirerek, sigara içerek volta atarak geçirirler. Zamanın kıymetini bilenler ise; cezaevlerinin kısıtlı olanaklarını kullanarak okurlar yazarlar, bir
|
|
Devamını oku...
|
Cengiz ATİLA
Eşme-İZMİT, 23.7.2010
Üç kıtada altı yüz yıl hüküm sürmüş Büyük Osmanlı İmparatorluğunun yıkılıp tarihten silinmesini; beceriksiz hükümdarlar, saray kadınlarının yönetimi ellerine almaları ve paşalar sağlamıştır. Neyse ki Tanrı Türk’e acımış Mustafa Kemal Atatürk gibi bir dâhiyi yıkılan Osmanlı İmparatorluğunun enkazından yani bir Türk Devleti kurmak için görevlendirmiştir. Atatürk, yani Türkiye Cumhuriyetini kurarken elbette ki pek çok zorlukları aşmak mecburiyetinde kalmıştır. Ama, O'nun asıl zorlandığı kurmuş olduğu genç Türkiye Cumhuriyetini kime ya da kimlere emanet edeceği konusunda olmuştur. Sonunda TÜRK GENÇLİĞİNE emanet etmeyi uygun bulmuştur. O gençlik ki, sağcı ya da solcu olmayı düşünmemiş, ülkücü olmayı aklından geçirmemiş, PKK diye bir belaya bulaşmamış, Hizbullah diye bir tehlikeye selam vermemiş ÖZ-BE-ÖZ vatanını, milletini seven, çalışkan dürüst üretken bir gençliğe ünlü HİTABESİ eşliğinde emanet etmiştir.
Gerek Atatürk'le gerek Atatürk terki dünya ettikten sonra 15 yıl Dış İşleri Bakanlığı yapmış olan ünlü politikacı Tevfik Rüştü Aras'ın ifadelerinde yurdun kalkınma politikasını şöyle anlatmaktadır. "TÜRKİYE'NİN KALKINMASI ZİRAAT VE SİNAYİNİN BERABER
|
|
Devamını oku...
|
|
|
|
|
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 6 > 64 |