Sevgili Hemşehrilerim,
Bu site basın ahlak kurallarına uymayı alenen kabul eder. Hiç bir kişi, kurum ve kuruluş aleyhinde yazı yazmamaya önem gösterir. Hiçbir siyasi görüşü desteklemez ve devlet büyüklerinin tümüne ayrım gözetmeksizin aynı şekilde saygı kuralları çerçevesinde davranır ve bu durumu bozacak hiçbir yazının yayınlanmasına müsade etmez. Kişileri, ırk, din, dil ve renk gözetmeksizin herkesi eşit kabul eder ve birinin diğerine üstünlük sağlayacak şekilde yazı yazmasına müsade etmez.

Sitemizde bulunan tüm bilgi ve belgeler art niyetli kullanım dışında diğer kardeş siteler tarafından kaynak belirtmeksizin kullanılabilir. Sitede yayınlanan kişilerin kişilik haklarını engelleyecek, aleyhte durum oluşturacak hiç bir yayına müsade etmeyecektir. Bu durumda mağdur kişi lehine taraf olacaktır.

Sitemiz Sarıkamış'lıların tanıtılması, kendilerine güvenin artırılması ve birlik beraberlik ruhunun oluşturmasını kendisine amaç edinmiştir. Bu bağlamda her türlü öneri ve çalışmayı desteklemektedir. Sarıkamış adına yapılacak her türlü etkinlikte bulunmayı görev kabul eder ve bu istikamette yayın yapar.

Saygılarımızla,
Bildirim
  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default style
  • blue style
  • red style
Çarşamba, 23 May 2012
YOU ARE HERE: Anasayfa Makaleler Cengiz ATİLA Yazıları (I) BİT VE UYUZ SALGINI

BİT VE UYUZ SALGINI
Cengiz Atila
Eşme-İzmit, 28.05.2010

Böyle güzel bir günde bu iki iğrenç kelimeyi yazmanın nedeni; bunların varlığını bilmek bu güzel günlerin kıymetini bilmek demektir. İnsan ve hayvan sağlığı için en tehlikeli iki maraz. İkisi de öldürücü değil ama ikisi de insanı hatta canlıyı canından bezdirir. Şimdilerin belgesellerini seyrederken görüyoruz. Maymunlar bir araya geldiklerinde ilk işleri birbirlerinin bitlerini temizlemek oluyor. 1940’lı yıllarda da insanlar, aynen maymunlar gibi yapıyorlardı. Bir araya geldiler mi hemen birbirlerinin bitlerini kırmaya girişiyorlardı. Her yerde bu kural ayniydi. Sarıkamış'ta bu kuralın dışında kalan bir yer değildi.


O zamanlar bitlerle mücadele edecek hiç bir ilaç yoktu. Milletin bildiği iki mücadele vardı. Birisi çamaşırları kaynatmak, diğeri elle iki tırnak arasına sıkıştırıp gebertmek. DDT sonradan icat olundu. Salgınları biraz azalttıysa da, bitin kökü bir türlü kesilmedi. İki türlü bit vardı. Baş biti siyah, vücut biti beyazdı. Bu renkler tesadüfî olmayıp araziye uymak için seçilmiş renklerdi. İnsanların toplu yaşadığı yerlerde temiz insanı seçmeyi ve ona bir yolunu bulup geçmeyi müthiş becerirlerdi. Her iki cins bitin yavrularının müşterek adı SİRKE idi. Biraz palazlanıp piliç gibi olanlara YAVŞAK denirdi. Bitin insanların ve hayvanların müşterek paraziti demiştik ya? Onun en sevdiği en rahat ettiği kümes hayvanlarından kaz bedenidir. Kendini bir kaz bedenine atan bit insanların yüzme havuzlu villalarda yaşayan insanlar gibi mutlu hisseder ve bedende sürdüren bit gelişir azmanlaşır emsali bitlerin iki misli olur. Bunları bilen hamarat köy kadınları sonbaharda 10-15 topluca kesilen kazın tüylerini yastık minder yorgan yaparak değerlendirirken bitlerin hücumuna uğramamak için gerekli tedbiri alırlardı. Bu tedbir kesim yerindeki büyük bir kazanda kaynayan suydu. Kesilen kazlar bu kaynar sulara batırılır bitlerin ölmesinden emin olunduktan sonra yolma işine başlanırdı. Sirkeler, en çok küçük kız çocuklarının saçlarını yurt edinirdi. Anneler bu kızların başlarını bir türlü temiz tutamazlardı. Temizlemiş olsalar bile nereden ve nasıl geldiği bilinmez iki gün sonra yine dolardı. Bu saçı sirkeli kızlara anaları GIJİKLİ derdi. Kızlarının saçlarını temizlemeden usanan analar istemiye istemiye kızların saçlarını traş makinesine ya da usturaya vurdururlardı. Hanlar oteller kahveler askerî birlikler okullar kısacası toplu yaşanan her yer bit kaynardı. Bu yıllar bizim İlkokul yıllarımıza denk gelmişti. Öğretmenler, bayrak direğinin altında dizilen sınıfların bit muayenesini yaparlardı. Bitliler evleri gönderilir, güya bitsiz olanlar sınıflara alınırdı. Bazen enteresan olaylar da yaşanırdı. Öğretmen, bit tespit ettiği öğrenciyi ayırırken O bitli öğrenci "Öğretmenim bak senin bıyığında da geziyor." der eliyle teneffüse çıkmış biti yakalar öğretmenin avucuna koyardı.

Bitin hapishanelerdeki ismi KEHLE’dir. Mahkûmlar bu kehlelerle oyunlar icat eder, kumarlar düzenler, zamanlarını onlarla uğraşarak geçirirlerdi. Bir tahta üzerine bir lira büyüklüğünde bir daire onun etrafına da 10-12 Cm. çaplı ikinci bir daire çizilir. Yarışmaya iştirak edenler belli bir miktar para koyduktan sonra yarışmacı olabilirdi. Başlama işareti ile herkes gözü gibi bakıp beslediği koç'a benzer bitini küçük daireye bırakır. Ve tezahürat başlar. Islıklar alkışlar yalvarmalar at yarışlarını aratmaz. Sonunda kimin biti büyük daireyi ilk çıkarsa onun sahibi kazanır, paraları O toplardı. Halkın eğlencelerinden biri de kahvelerde saz çalıp hikâye (Hekat) anlatan türkü çığıran âşıklardı. Onlar da bitlere koştukları türküleri vurgulaya vurgulaya çalıp söylerken dinleyenler,  gülmeden kırılıp geçerlerdi.

Bir de 24 ayar yobazlar vardı. Onlar, bitlerin de Allah tarafından yaratılan bir can olduklarını ve öldürmelerinin günah olduğunu savunurlardı. Az da olsa bu safsataya inanmayan yok değildi. Milletin bit salgınından çektiği yetmezmiş gibi bir de UYUZ salgını başlamaz mı? Bit salgının bahanesi hazır. "PİSLİK Ya uyuzun ki? Uyuz pislik temizlik ayırımı yapmadan herkese misafir olabilecek derecede gönlü alçak. Onunda ilacını yine millet kendi yapıyor. Göztaşı kükürt biraz da yağ karıştırılıp havanda dövülüyor. Kreme benzer bu ilacı anneler akşam sabah ya da gün aşırı çırılçıplak ettiği çocuklarına sürdükçe çocukların feryadı figanları yeri göğü yarıyor. Uyuzun TIP’ta ki tarifi şöyle: Küçük bir canlı 2,500 yıldır insan cildine zarar vermektedir. Fark edilmesi oldukça zordur Ve deride şiddetli bir kaşıntıya sebep olur. Dünyada her yıl 300 milyon insanda uyuz vakası görülmektedir. Hastalık herhangi bir nesilde ve ya çağda kişisel hijyene rağmen ortaya çıkabilir. Uyuz insan gözüyle görülmeyen mikroskobik bir canlının sebep olduğu bir hastalıktır. Mikrop, küçük yuvarlak vücutlu ve 8 bacaklı olup deride yuva yapar. Ve alerjik bir reaksiyona sebep olur. Bunun sonucunda çok acı veren şiddetli bir kaşıntı olur. Ve hasta bütün gece uyuyamaz. Uyuz herhangi bir kişiden başkasına geçebilir. Bu bir çocuk bir arkadaş bir aile ferdi olabilir. Yakın temastan dolayı geçebilir. Uyuza temizlik delisi ve zenginler hastalığı dense de gelir seviyesi düşük ailelerde ihmal edilen ve ya bağışıklığı zayıf olan kimselerde daha çok rastlanır. İlerleyen TIP’ın tavsiyesi şudur. Uyuzdan reçeteyle yazılan % 5’lik PERMETHRİN kremiyle uygulanan tedavi sonucu kolay ve çabuk bir şekilde atlatılabilinir. İdeal krem kullanma şekli akşam yatarken sürüp yatmak, sabahleyin kalkınca banyo yapmak şeklindedir.

Siz yine de ileri tıbba güvenmeyin. Lokman Hekim'in dediğine kulak verin. Lokman Hekime demişler ki "EN İYİ İLAÇ HANGİSİDİR?" Cevap vermiş. "EN İYİ İLAÇ HİÇ HASTA OLMAMAKTIR" demiş.
Siz de öyle yapın ileri tıbba güvenerek ne bitlenin ne de uyuz olun.
Sağlık ve esenlik dileklerimle.

Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."