|
Cengiz ATİLA
Eşme-İZMİT, 09.07.2010
Yazlar kışları, kışlar yazları kovalıya kovalıya yıllar gelip geçti. Takvimler tükendi. Yaşım da yetmiş üçe gelip dayandı. Hamdolsun Tanrı'ya ki bu devirdiğim yılları hep sağlık içersinde geçirdim. Hiç hastanede yatmadım. Hiç ameliyatım da yoktur. Bu sağlıklı yaşamayı sade ve disiplinli yaşayarak, spor yaparak ve de bedenen çok çalışarak kazandığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Ama Tanrı'nın takdiri ve doğanın kanunları olan bazı kaçınılmazlar var ki; insanoğlunun bunları kabullenmeden başka seçeneği yoktur. Yaşlılığın beraberinde getirdiği hastalıklar vardır. Kolesterol gibi tansiyon gibi bunları giderici ilaçlarını kullanarak beraber yaşamayı öğrendik. Ama bazı hastalıklar muayene ve tedavi gerektirmektedir. Örneğin: eklemlerdeki kireçlenmeler. Birkaç aydan beri ayaklarımda karıncalanma ve uyuşma başladı. Muayene olduğum Fizikçi Doktor MR çektirmemin gerektiğini söyleyip DERİNCE DEVLET HASTANESİNE sevk etti. Gittim. İşlemlerden sonra beklerken kantinden bir çay bir poğaça aldım. Parasını öderken satıcını bizim oralardan olduğunu tahmin edip sordum. "Ağrılıyım" abi dedi. O, bana sordu "Sarıkamışlıyım." dedim. Biraz sonra satıcı elinde iki çayla gelip masama oturdu. "Abi dedi. Size bir şey sormak istiyorum. Sen benim nereli olduğumu sorduğun da ben Ağrı'nın
Patnos kazasından olduğum halde Ağrılıyım dedim. Sen ise sadece Sarıkamışlıyım dedin. Niye Karslıyım demedin?" Bu beklenmedik soruya cevap vermek için zaman kazanmalıydım. Adını sordum. "Yusuf. Yusuf Derin dedi. Ben de kendi adımı söyledim. "Tanıştığımıza memnun oldum." diyerek tokalaştık.
- Yusuf efendi dedim. Sen haklısın. Merakın da yerinde.
Biz Sarıkamışlılara "Nerelisin?" diye sorulduğunda hep Sarıkamışlıyız deriz. Bunun birkaç sebebi var.Türkiye'de belki de dünyada Sarıkamış'ı duymayan tanımayan yoktur. Öyleki Sarıkamış vilayeti Kars'tan daha çok tanınıp bilindiği için vilayetini söylemeye gerek görülmez. Bir kere Sarıkamış çam ormanı denizi ortasında bir ada gibidir. Bu coğrafi iltimas yazlarını güzel, kışlarını da bir başka güzel etmiştir. 15-20 yıl içerisinde de Doğu Anadolu’nun, Türki Devletlerin, Kafkas ülkelerinin kış sporları merkezi durumundadır. İkincisi Sarıkamış Çanakkale'den sonra Türkiye'nin ikinci şehitler diyarıdır. Üçüncüsü ve en önemlisi de Sarıkamış'ta her zaman büyük Askeri Birliklerin bulunmasıdır. Türkiye'nin her yöresinde en küçük köylere gidip sorun. O köyden dahi Sarıkamış'ta askerliğini yapan birkaç kişi muhakkak vardır.
Dediğimde sözümü kesti.
-Abi dedi. Ben de askerliğimi Sarıkamış'ta yaptım. 28.Piyade Alayında.
-Ya gördün mü ya? dedim.
Benimle tanışmanın şerefine çayımı tazeledi, işine döndü.
Benim yerleştiğim İzmit'in Eşme kasabası köy kimliğinde dört bin nüfuslu bir kasabadır. Burada bile tespit edebildiğimiz 8-10 kişi var Sarıkamış'ta askerliğini yapan. Ve bunlar bizlerden daha çok kendilerini hep Sarıkamışlı sayarlar. Bir araya geldiğimizde konu Sarıkamış'tır. Kimi Harçerli'nin düzünde Tank'ı batırdığını, kimi İznos'ta cemseyi devirdiğini, kimi, Kolordu Çeşmesinin önünde kayıp düşerek kolunu bacağını kırdığını anlata anlata bitiremezler. Onları Sarıkamışlı Yapan işte bu unutulmaz hatıralardır. Bu yüzden de Sarıkamış'ı unutmazlar, daha doğrusu "UNUTAMAZLAR."
23 Mayısta Sapanca Gölü kıyısında Gönül Sofrası Restaurantta Sarıkamışlıların yemekli toplantısı vardı. Sarıkamış Tank Taburunda askerliğini yapan köyümüz eşrafından Sadık Akar da gelip toplantımıza katılacaktı. Son anda "ölüm" gibi önemli bir mazereti çıktı gelemedi. Ama bir sandık Kastarca Eriğini bizimle gönderdi. Masaların ortasına koyduk kozadan başka meyve görmemiş Sarıkamışlılar afiyetle yiyerek teşekkür ettiler.
Şükrü Köse diye bir başka köylümüz de Sarıkamış’ta askerliğini yapanlardan. Geçenlerde beni yemeğe davet etti. Evi Sapanca gölüne lebiderya triplex bir villa. İçerisi vilayetlerdeki VALİ KONAKLARINDAN daha görkemli olarak dizayn ve tefriş edilmiş. Orta kattaki salonda oturduk. Karşıda büyük bir vitrin var. Üzerinde de işlemeli bir örtü örtülü TAHTA BİR BAVUL. Tahta bavul bu kadar lüksün içersinde aykırı duruşunu görüp ve de merak edip sordum.
-Omu? dedi. O Sarıkamış hatırası. Terhis olmadan bir gün önce Sarıkamış'ta Hüseyin İlbay diye bir usta ile tanışıp almıştım. Askerlikte kullandığım bütün eşyalarım onun içindedir. Çam kozalakları bile var.
Deyip O yemeğin telaşına düşerken ben de tahta bavula baka baka hayallere dalıp varıp Sarıkamış'a gittim.
Hüseyin İlbay dediği, Sarıkamış'ın hatıralarını ballandıra ballandıra anlatan herkesin sevgilisi meşhur gazisi Tilki Fazil'in oğludur. Biz lokantacılık yaparken onların marangozhanesi bizim lokantanın tam karşısındaydı. O nedenle dükkân komşuluğumuz olmuştu.
Bir gün "Fazıl amca senin marangozluğun yok. Senin bu çocukların marangozluğu nereden öğrendiler?" diye sorduğumda fısıldar gibi kulağıma eğildi ve "Rüyada görmüşler, rüyada." diyerek kendi yöntemiyle cevap vermişti.
Hüseyin İlbay'ın marangozluktan başka bir ikincilik şampiyonluğu da vardır. O da Gazipaşa İlkokulunu 15 yılda bitirerek diploma almaktır. Birinci şampiyon ise Eski Sarıkamış köyünden 17 yıl da diploma alan Gafur Bey'dir. Her ikisini de diplomalarını aldıkları günün haftası içerisinde tutup askere götürdüler.
Sevgi ve saygılarımla sunarım.
|