Sevgili Hemşehrilerim,
Bu site basın ahlak kurallarına uymayı alenen kabul eder. Hiç bir kişi, kurum ve kuruluş aleyhinde yazı yazmamaya önem gösterir. Hiçbir siyasi görüşü desteklemez ve devlet büyüklerinin tümüne ayrım gözetmeksizin aynı şekilde saygı kuralları çerçevesinde davranır ve bu durumu bozacak hiçbir yazının yayınlanmasına müsade etmez. Kişileri, ırk, din, dil ve renk gözetmeksizin herkesi eşit kabul eder ve birinin diğerine üstünlük sağlayacak şekilde yazı yazmasına müsade etmez.

Sitemizde bulunan tüm bilgi ve belgeler art niyetli kullanım dışında diğer kardeş siteler tarafından kaynak belirtmeksizin kullanılabilir. Sitede yayınlanan kişilerin kişilik haklarını engelleyecek, aleyhte durum oluşturacak hiç bir yayına müsade etmeyecektir. Bu durumda mağdur kişi lehine taraf olacaktır.

Sitemiz Sarıkamış'lıların tanıtılması, kendilerine güvenin artırılması ve birlik beraberlik ruhunun oluşturmasını kendisine amaç edinmiştir. Bu bağlamda her türlü öneri ve çalışmayı desteklemektedir. Sarıkamış adına yapılacak her türlü etkinlikte bulunmayı görev kabul eder ve bu istikamette yayın yapar.

Saygılarımızla,
Bildirim
  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default style
  • blue style
  • red style
Salı, 07 Şub 2012
YOU ARE HERE: Anasayfa Makaleler Cengiz ATİLA Yazıları (I) ZOR İŞLER

ZOR İŞLER
Cengiz ATİLA
Eşme-İzmit, 16.07.2010
 
Aslında işin kolayı olmaz. Şayet bir işin yeteri kadar zorluğu yoksa; O, iş değil ya uğraş ya da habi dir. Yinede biz işleri zorluklarına göre sıralamaya kalkarsak şunu görürüz.
1-İnsanları güldürmek.
2-Başkalarını eğlendirmek.
3-Para kazanmak.
4-Kazanılan parayı harcamak.
"Z O R İ Ş L E R D İ R."
Bazen insanlar bu zorlukların biriyle ikisiyle, bezen de hepsiyle birlikte boğuşmak zorunda kalırlar. Bir örnek vermek gerekirse; İl-İl,ilçe-ilçe gezip dolaşan çadır kumpanyaları iyi bir örnektir.Özellikle yaz aylarında O yerden O yere, O panayırdan bu panayıra, O festivalden bu festivale gezip dolaşarak geçimliklerini ararlar. Geçmişte bunlardan Sarıkamış'a yolu düşenler de olurdu. Sarıkamışlı bunlara "HALKACILAR" derdi. Halkacılar Sarıkamış’a gelir gelmez Belediyeye bir dilekçe verir, yer tahsisi dileğinde bulunurlardı. Belediyenin bu işlere münasip gördüğü yer cami, Kafkas Oteli, Abidin Yargıç Bey'in evi ve gaşkacılar durağının çevrelediği yerdi. Halkacıların kurdukları çadırlar üç bölümlü idi. Birinde yerden yarın metre yüksekliğinde öne meyilli üzeri bir bezle kaplı sigaraların dizildiği kontrplaktan büyük bir kerevetti. Yaşlanmış, kilo almış bayanlarla bunların himayesindeki genç bayanlar bu tesisin işletmeciliğini yaparlardı. O zamanlar filtreli sigara yoktu. Büyükkulüp, Bafra, Birinci, Yenice, Gelincik, Hanımeli pahalı sigaralar ise Yeni harman ve Sipahi Ocağı idi. Sigaraları bu tablanın üzerine dizer, kendilerini boyalarla parfümlerle güzelleştirmeye çalıştıktan sonra müşterilerle muhatap olurlardı.
-Hadi beyler, hadi efendiler atalım geçirelim. On halka bir liracık. Kim, hangi, sigaraya halkasını geçirirse o sigara onun olacaktır. Kolunda dizili duran tahta kasnakları sayarak müşterilere uzatır ve atış başlar. Satıcı kadın bir yandan
-Hammem hemmen girdi çıktı.
Gibi seksi cümlelerle müşteri kızıştırırken, bir yandan da aslında kulakları patlatacak kadar gür olan teybin pikabın sesini daha da açarak herkesi galeyana getirirdi. Teypten yükselen müzikse; Mektebin Bacaları, Manda yuva yapmış söğüt dalına, Oy farfara farfara ateş de düşmüş şalvara türünden müziklerdi.
 
İkinci bölüm atış poligonuydu. Burada kısa namlulu tüfeklerle mercimek iriliğinde demir misketleri sürekli hareket halindeki av hayvan figürlerinin hedef yuvarlağını vurarak devirirlerdi. Hepsini vurana bir yenice sigarası armağan verilirdi. Ki, bu mümkün değildi. Figürlerden bir-ikisinin vidası fazla sıkıldığından hedefe isabet ettirilse de o hedef düşmezdi. Yukarıda da bikini mayo giymiş bir kız otururdu. Onun hedefine ateş etmek biraz pahalıydı. Hedef isabet aldı mı? Kız, aşağıdaki su dolu cam havuza düşer ve seyredenler kızı yakından görür uzunundan bir "ENDIR" çekerlerdi.
Çadırın üçüncü bölümü en büyük olanıydı. Bunun bir köşesini kullanılmayan eşyalar için depo olarak kullanılırdı. Kumpanyanın personeli yemeklerini burada "KENDİN PİŞİRKENDİN YE ederlerdi. O zamanlar büten gaz bile yoktu. Bu işi pompalı gazocakları yapardı. Ya menemen pişirir, ya fasulye kaynatır ya da patates haşlarlardı. Bu nedenle çadırın her yerini kesif bir yağ kokusu sarardı. Mutfak ve yemekhane olarak kullanılan bu yer akşamları da yatakhane olurdu. Kadın erkek buraya doluşur yere yatak niyetine serdikleri çulun palazın ve mitillerin üstünde koyun koyuna yatarlardı. Bu kumpanyaların bir de bakımsızlıktan pire torbasına dönüşmüş köpekleri olurdu. O'nu da geceleri dışarıda bırakmaz, yatak arkadaşı olarak koyunlarına alırlardı. En büyük sorunları tuvalet sorunuydu. Kadın erkek 150 M. Demirciler Çarşısının arkasındaki umumî tuvaletlere giderlerdi. Bazen de yağmur yağardı. Onların zor ve çetin yaşamları ikiye katlanarak çekilmez bir durum alırdı. Müşteri de gelmez olduğundan parasız pulsuz kalır esnaftan veresiye alış-veriş ederlerdi. Ki, sürdürdükleri hayat tam bir "SEFALET" di. Halkacılar kadar sık olmasa da bir-kaç yılda bir CAMBAZ da gelirdi. Onların da icrayi zeneat eyledikleri yer yine ayni bu yerdi. Onlar da halkacılar gibi SEFALET ÇADIRLARI kurarlardı. İlaveten direklerle gerdirilmiş yerden 5-6 metre yükseklikte gösterilerini yapacakları çelik, biraz da kalın bir tel tesis kurarlardı. Cambazlar palyaço kılıklı şaklaban kimselerdi. Ya da işlerinin gereği böyle görünmek böyle giyinmek mecburiyetindeydiler. İkindi namazı vaktinden sonra seanslarını başlatır gün batımında bitirirlerdi. Onların kazanç durumu seyircilerin merhametine kalmıştı. Şakasını çevirir "Hadi beyler cambazlıktır hünerim. Para verenleri çok severim. Vermeyenlere çok kızarım." diyerek seyircilerden para toplamaya çalışırlardı. Bu cambaz Sarıkamış'ta bir aya yakın bir zaman kaldı. Bu süre içerisinde en önemli olan olay da şöyle gelişti.  Karaurgan taraflarından bastonu elinde beyaz sakallı yetmişlik bir dede de herkes gibi cambazı seyrediyordu. Sarıkamış'ın kopuklarından birisi öküze madülü dürter gibi, adama bir sopa dürterek "O İNEK SEYDO" demeye başladı. Bunu gören diğerleri de aynı teraneyi tutturup adamı huylandırdılar. O gün ve o günlerin ardı sıra gelen günlerde adam nerede olursa olsun "O İNEK SEYDO" diyerek peşine takılmaya başladılar. Ve sonunda adam delirdi. Çok geçmeden de öldü. Adam öldü gitti ama,ardı sıra Sarıkamış'ın bu işlerin meraklılarına dillerden düşmeyen bir slogan bıraktı. "O İNEK SEYDO."
 
Böylesi bir cambaz geldiğinde Ortaokula yeni başlamıştım Ortaokulun Beden Eğitimi derslerini en iyi yapanlar arasındaydım. O nedenle de vücudum sırım gibi olmuştu. Okulda öğrendiklerimi mahallede küçük kardeşim Cemil'e ve Ateşçi Ziya Laçin'in oğlu arkadaşımız KOR MISTO'ya da öğretiyordum. Cambazı birkaç defa seyrettik. Sonunda "BU İŞİ BİZ DE YAPABİLİRİZ" e karar verdik. Bizin arka bahçemiz oldukça müsaitti. Teli orada kuracaktık. Top top dikenli teli ateşte yaktıktan sonra dikenlerini eski öküz nallarının deliklerini kullanarak çıkardık. Dikensiz kalan ve yandığı için yumuşayan telleri birkaç kat yaparak urgana benzer kalın bir tel yaptık. İş, bu telin gerilmesine kalmıştı. Birkaç sınama ve denemeden sonra onu da başardık. 8,5 metre boyunda 4 metre yüksekliğinde cambazlık yapabileceğimiz bir telimiz olmuştu. Kırıkların içinden de bir düzgününü seçerek tesisimizi tamamladık. İlkin tel çıkarken biraz korktuk. Sonradan egzersiz yapa yapa önce alıştık, sonra da ustalaştık. Cambazın iki ayağına iki teneke su bağlayarak bir baştan öbür başa götürmesi hariç, diğer yaptığı numaraları üçümüz de yapmaya başladık. Bu kez bu işten para kazanmayı denedikse de hava aldık. Seyircilerimiz çoluk çocuk ve kadın. Onlar cıbıl biz cıbıl İşi gayretkeşliğe dökerek mahalleliye cambazın numaralarını doya doya ve de beleş olarak gösterdik.
 
Evet, bu yazdıklarım zor olan işlerdir. Ama Tanrı insanlara sevmek, azim ve de çok çalışmak gibi güçler vermiştir. Bunlar yerinde ve zamanında kullanılırsa üstesinden gelinemeyecek ZOR İŞ YOKTUR. BUNA CAMBAZLIK TA DAHİL.
 
 
Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."