|
Yukarısarıkamış'ı köy saymazsak, ki şimdi mahalle olmuş, Sarıkamışın iki köyünün köylüleri hava muhalefeti nedenli kötü olursa olsun, Sarıkamış'a her gün gelmeyi bir iş hatta bir mecburiyet sayarlardı. Bu köylerden birisi Alisofu, diğeri Yağbasan'dır. Alisafu'lular 5-6 Km lik yolu genellikle yaya gelir doğruca NUSRET'in KAHVESİ'ne girer reminin başına otururlardı.
Yağbasan'lılar böyle yapmazdı. Cebinde yeteri kadar harçlığı olanlar trene biner, Kırmızı Köprünün oralarda trenden atlar, İnzibat Merkezinin önünden geçerek onlar da Nusretin Kahvesine duhul olurlardı. Harçlığı olmıyanlar ise; tek öküz kızağına 1-1,5 M. boyunda 8-1o yarmaça, üzerine de bir o kadar tezek yükliyerek yola düşüp gelirlerdi. Sarıkamış'ta günübirlik yaşıyanlar çoktu. Hemen bunları onlara satar han parası vermemek için kızağı kahvenin kartşısına çeker, öküzün bellemesini sırtına vurur, alafını da önüne koyduktan sonra onlar da Nusret'in Kahvesine bir telaş girer, kendilerinden önce trenle gelenler gibi remi masalarının birine selamını verek yanaşır, onların ısmarladıkları çayları iştahla yudumlarlardı.
Nusretin Kahvesi Başlıbaşına bir EKOL'du. Sarıkamış'ın bıyığı yeni terlemiş gençleri ilk kraathane ve kahvehane kültürünü burada alırlardı. İskabil oyunlasrını, tavlayı, jokey çalmasını, zar tutması da. Buranın müdamimi olan geçler Alisofulular gibi, kapıdan içeri girdikten sonra REMİ oynamasını bir mecburiyet sayar, O'nlar da ayrıca bir masa kurarlardı. Buraya gelmeden sakınanlar da;film değiştikce sinemaya gider, Palas Oteli'nde bilardo oynarlardı. Bunlasrı yapasmıyan üçüncü bir gurup gençse Hamza Kırali'nin kahvesinden eksik olmıyan aşıkları dinlemeye giderdi. Ki,bu üçüncü gurubun mensuplarından biri de bendim.
Aşıklar, yüzde sekseni yalan her gece bir hikâye uydurur arada bir sazına vurarak bir dörtlük türkü çığırır uydurduğu hikâyeyi ballandıra ballandıra anlatırlardı. Tabii hikâyesinin heyacanlı yerinde keser "Devamı yarın akşama." diyerek keser sonra da dinliyenlşerden para toplardı. Bu aşıklardan birinin asıl adı her neyse, aşıklık adı DERYAMİ olanına, iki dirhem birçekirdek giyinmiş, sürpriz yakalı mintanımın yakalarını çeketin üzerine çıkarıp, yaka cebine de aynanın tarağın yanına ipekmendili sıkıştırarak gitmiştim
Aşık DERYAMİ bir kaç deyiş ve koçaklamadan sonra, beklenmedik bir şey yapmış, hikâye yerine SİGARANIN FAYDALARI nı anlatma-
ya başlamıştı Âzeri şivesiyle.
-Ele bilesiz ki tütün içmenin zereri çohdu. Bu zererleri hemeşe herkes danışır. Ama bilasiz ki tütün içmenin faydaları da vardı. Bir kere tütün içen kimsenin öyüne (evine) hırsız giremez. Çünkü gece boyunca "öhö,öhö,öhö" diye öskürür hırsızda zennederki ev sahabı uyanıhdı. Öye girmeye ceseret edemez.
İkincisi: tütün içen insanın iştahı olmaz. O nedenle yemeği az yer. Onun yiyemediği yemekler de çoluk çocuğuna galır.
Üçüncüsü:Tütün içenin ömrü fazla olmaz.Tütün içme sayesinde erken dünyasını değişir, böylece fuzuli olarak ileri yaşlarda
ki yiyip içeçeği yine çoluh çocuğuna galır. Aşık Deryami'nin sigaranın faydfaları hakkındaki söyledikleri beni pek ilgilendirmemiş, sadece bıyıkaltından güldürmüştü.
Sonradan ve şimdi düşünüyorum da Deryami'nin dediklerinde yüzdesi düşük olsa da haklılık var. Buradan esinlenmemdir ki, günlerce aylarca yazdığım ormanın bitişinin zararları yanında, faydalarının da olabileceği. Evet ormenın bitişinin tek bir faydası var. O da;
"SARIKAMIŞ'LININ ORMANDAN ÜMİDİNİ KESMESİ, BAŞKA İŞLER BAŞKA UĞRAŞLAR ARAMASIDIR."
Bu gün başta İstanbul olmakj üzere yurdun dörtbir yanında yüksek mevkilerde ve makamlarda bulunan Sarıkamış'ın bağrından çıkan medarıiftiharlarımız hala ormana umut ve belbağlamış olsalardı OKUMALARI ve de bu günkü yerlere gelmeleri kesinlile mümkün değildi. Hani bazı kazalar hayırlı olur ya? ormanın bitişi de onlar için hayırlı olmuştur. Ama, onların babalarının çoğu akranım ve arkadaşımdır. Onları okutup ellerini ekmeğe erdirene kadar ne fewdekârlıklara katlandıklarını anlatmanın imkanı yoktur.
Sırası gelmişken bu meradıiftiharlarımıza olan sitemle-rimi de,birkaç satıra sıkıştırmak isterim. İstanbul Türkiye'nin aynasıdır. Taşrada bulunan Sarıkamış'lıların toplamı da İstanbul'da bulunan Sarıkamış' lı mevcudunun altıdadır. Bu Sarıkamış'lılık potensiyelinin Sarıkamış'lılık ruhu değilmiydi doksan yıl Sarıkamış'ın karları altında kalıp foslleşmeye yüz tutmuş ŞEHİTLER olayını gündeme getiren? Türkiye'nin ve Dünya'nın dikkatlerini Sarıkamış'a yönelten. Peki şimdi ne oldu da Bu Sarıkamış'lılk potansiyeli bölük pörçük olup, biribirlerine aykırı düşmeye başladılar?
Bu duruma biz taşradaki Sarıkamış'lılar çok üzülüyoruz Derince'deki Sarıkamış'lılar, Gebzedeki Sarıkamış'lılar gibi
cılız örgütlenmelkerle teselli buluyoruz. Oysa bizim İstanbul daki Sarıkamış'lılar potansiyelinden beklediklerimiz var.
Bir kere kendi aralarında BİRLİK ve BERABERLİK ruhunu geliştirip güçlendirmelerini. Sılamız Sarıkamış için makul ve kalıcı projeler üretrmelerini. Bizleri de kendi kanatları altına almalarını. Bizlere emretmelerini. Yönlendirmelerini. İlk seçimde aralarından mnasip gördükleri birisini aday gösterip, parlementoya göndermelerini. Ona "SARIKAMIŞ'A SAHİP ÇIKMAK " tek bir görev vermelerini. Merkezde doğalgazı % 80 tenzilatlı kullandırmeyı. Köylere,hane başı iki ton kömür tahsis ettirmeyi. Ormandan üretilen tomrukları işleryecek fabrikalar kurup binlerce Sarıkamış işsizine iş istihdamı yaratmayı. Ormana hayvan nahırlarını sokturmamayı. Kahvehane denilen o tembelhanelerden Sarıkamış'lıyı çıkarmalarını.
Kısacası:Sarıkamış'lıyı uyandırmalarını.
B E K L İ Y O R U Z...
Cengiz ATİLA
|