|
Cengiz ATİLA
EŞME-İZMİT, 03.07.2010
"HANCI ÖLMEYİNEN HAN KAPALI KALMAZ ." Bu atasözünün haklılığına zannedersem kimsenin bir diyeceği olmaz. Olmaz da; hanın işleyişi, acaba eski kalitede olur mu? Müşterileri fire vermez mi? kârlılık oranı düşmez mi? önemli olan bunlar ve benzerleridir. Bu benzetmeyi her yerde kullanabiliriz. Örneğin: Siyaset alanında, Atatürk öldükten sonra geçen zaman içinde birileri bu makamı doldurmaya çalışmış ama dolduramamıştır. Sadece dolduruyormuş gibi görünmüşlerdir. Bu sözleri Turgut Özal için de kullanıp O'nun da yeri boş kalmıştır diyebiliriz. Müzik sektörünün yeri doldurulamayanı ikidir. Birisi Zeki Müren, diğeri Barış Manço'dur. Bu iki mümtaz müzik dehalarının yerlerini birçokları doldurmak istemişlerdir ama dolduramamışlardır. O nedenle bu ikilinin yerleri hala boştur. Sinemanın yeri doldurulamayanı tartışmasız büyük sanatkâr KEMAL SUNAL'dır.
Sitemizin değerli mensupları, sevgili kardeşlerim. Bu çizgiden hareketle acaba hiç düşündünüz mü? "Sarıkamış'ın da bir yeri doldurulamayanı var mı?" Varsa bu kimdir? Evet, Sarıkamış'ın da bir yeri doldurulamayanı vardır. Bunun adı Mehmet Kılıç. Lakabı ALTIPARMAK'tır. Görevi ise Belediye Zabıta Baş Komiserliği’dir. Sarıkamış ve köylülerinin yediden yetmişe herkes onu lakabı olan
ALTIPARMAK olarak tanırdı. Altıparmak çatık kaşlı, tiz sesli, şapkasını çıkarınca Atatürk'e benzerliği belirgin şekilde görülürdü. Farklılığı ise; sol elinin başparmağının yanında doğuştan gelen altıncı parmağı idi. Ki, O'na ALTIPARMAK lakabını bu parmak vermişti. Altıparmak denilince akla; kanun nizam intizam disiplin asayiş otorite hukuk işletme ve adalet gelirdi. Kılığı, birkaç üniformadan derlenmişe benzerdi. Ceketi, subayların harici elbisesine, şapkası itfaiye erlerine, pantolonu süvarilerin giydiği kilot pantolonlara, tozlukları ise hiç kimsede olmadığından kendine özgüydü. O, gece-gündüz, tatil-bayram, yer ve zaman tanımayan bir GÖREV DELİSİYDİ. MESLEK AŞIKIYDI: Analar huysuz çocuklarını "Altıparmak geliyor" la korkuturlardı. İlçeye odun tezek, karpuz-kavun, patates lahana satmak için gelen köylüler Altıparmak'ın hışmına uğramadan köylerine dönemezlerdi. Her birine bir aykırılık bulur ceza keserdi.
İki oğlu vardı. Küçüğünün adı Gürbüz'dü. Gürbüz, Beden Eğitimini ileri derecede yapan bir arkadaşımızdı. Ve çok yakışıklı idi. Tüm kızlar O'na hayrandı. Gündüz ise büyük oğluydu. Ortaokulda müzik derslerimize vekil öğretmen olarak gelirdi. Vekil olmasına rağmen asıl öğretmenler kadar faydalı olmaya çalışırdı. Şimdilerde bakıyorum da müzik hakkında ne biliyorsam Gündüz Kılıç'ın öğrettikleri. Müzik öğretmenimizin bir kaza geçirdiği, bir gözünün görmez, parmaklarının da birkaçının eksik olmasından belliydi. Ama kimse bu kazanın hikâyesini sormazdı. Şimdiye dek’te olay bizler için hep "GİZ" kaldı. Sarıkamışlı kışın zevkini kayak kolik olarak çıkarmaya nisan ayının gelmesi ve karların erimesi ile noktayı koyardı Tiryakilik bu ya? Yazında spor'a bir başka uğraş bulmak gerekti. Bunun için karakucak güreş ve cirit seçilmişti. Nasıl ki kış sporlarının lokomotif görevini Beden Eğitimi Öğretmeni
Adnan Orhun üstlenmişti ise, güreş ve cirit için de bir lokomotif gerekliydi. Kendi asıl ve zor işlerine ek olarak bu görevi de üstlenen Altıparmak'tı. Yazları Sarıkamış'ta odun işlerinin işçiliklerini yapmak için gelen Oltulular güreşe çok meraklıydılar. On’ları bulur, pehlivanları seçer, kimin kimle güreşeceğini kurmuş olduğu hakem heyetiyle karar verirdi. Cirit için de ayni yöntemleri kullanırdı. İyi atı olan iyi ata binen cirit müsabakalarında oynamak için Altıparmak'ı bulur, adını listelere yazdırır Ondan icazet alarak katılabilirdi. Pazar oldu mu? Sarıkamışlı zurnacı Ali'nin zurna sesine kendisine eşlik eden oğlunun davul dımbırtısına ayak uydurarak müsabakaların yapılacağı alanlara koşardı. Kazananlar maddi değerleri küçük olsa da manevî değerleri büyük armağanlarla ödüllendirilirlerdi. Hiçbir zaman, hiçbir olay hiçbir vukuat olmadan herkes yarışların müsabakaların coşkusuna kendini kaptırarak pazarını mutlu olarak geçirirdi. Tabii bu mutlulukların oluşumunda Altıparmak'ın payının büyük olduğunu belirtmekte bir minnet bir vefa borcudur. Bezen orman angınları da olurdu. O zamanlar hoparlör filan yoktu. Olayı, belediyenin kadrolu tellalı Mevlüt Zorlu çarşıdan başlayarak mahalle içlerine doğru o gür davudi sesiyle duyururdu. "Karanlık Derede yangın başlamıştır. Allah’ını
vatanını seven küreğini tırmığını alsın yangın yerine koşsun diye bağırır eğer gönüllü gidenlerin azlığını görünce bu kez "Altıparmak evleri tek tek gezecek gitmeyenleri tespit edip vatan haini olarak ilan edecektir. "Sözleri duyulduğunda Sarıkamış'ın yediden yetmişe erkeği kadını oluk oluk yangın yerine akar, kısa zamanda da söndürürlerdi.
Ölümünden sonra görevini Halit Yıldırım, Zakir Koşar ve İsmet kardeşlerimiz üstlendiler. Onlar da dürüst çalışkan Zabıta Memurlarımızdılar.
Ama ALTIPARMAK başkaydı. O, şimdilerin değimiyle BİYONİK bir insandı. Tek kelime ile ifade etmek gerekirse; O yeri dol durulamayan bir "E F S A N E Y D İ"
Sevgi ve saygılarımla sunarım.
|