Cengiz ATİLA
Eşme-İZMİT, 23.7.2010
Üç kıtada altı yüz yıl hüküm sürmüş Büyük Osmanlı İmparatorluğunun yıkılıp tarihten silinmesini; beceriksiz hükümdarlar, saray kadınlarının yönetimi ellerine almaları ve paşalar sağlamıştır. Neyse ki Tanrı Türk’e acımış Mustafa Kemal Atatürk gibi bir dâhiyi yıkılan Osmanlı İmparatorluğunun enkazından yani bir Türk Devleti kurmak için görevlendirmiştir. Atatürk, yani Türkiye Cumhuriyetini kurarken elbette ki pek çok zorlukları aşmak mecburiyetinde kalmıştır. Ama, O'nun asıl zorlandığı kurmuş olduğu genç Türkiye Cumhuriyetini kime ya da kimlere emanet edeceği konusunda olmuştur. Sonunda TÜRK GENÇLİĞİNE emanet etmeyi uygun bulmuştur. O gençlik ki, sağcı ya da solcu olmayı düşünmemiş, ülkücü olmayı aklından geçirmemiş, PKK diye bir belaya bulaşmamış, Hizbullah diye bir tehlikeye selam vermemiş ÖZ-BE-ÖZ vatanını, milletini seven, çalışkan dürüst üretken bir gençliğe ünlü HİTABESİ eşliğinde emanet etmiştir.
Gerek Atatürk'le gerek Atatürk terki dünya ettikten sonra 15 yıl Dış İşleri Bakanlığı yapmış olan ünlü politikacı Tevfik Rüştü Aras'ın ifadelerinde yurdun kalkınma politikasını şöyle anlatmaktadır. "TÜRKİYE'NİN KALKINMASI ZİRAAT VE SİNAYİNİN BERABER
YÜRÜTÜLMESİ İLE MÜMKÜNDÜR." Atatürk'ün politikası böyleydi demek istiyor.
Tabii kurulan Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin nüfusu 13 milyondu. Bunun % 30’u şehirlerde %70’i köylerde yaşamaktaydı. Bu bilgileri Kars Milletvekili Tezer Taşkıran'ın yazmış olduğu ve bize 4. sınıfta okutulan YURT BİLGİSİ kitabından öğreniyoruz. Yani nüfusumuzun % 70 üretkendi.
Şimdi:2009 tarihi verilerine göre durum tamamen tersine dönmüştür. T.C. Nüfusu 72 561 312 dir. Bunun % 29’u köylerde, % 71 şehirlerde yaşamaktadır. Köyler boşalmış, köylerdeki ekilip biçilen araziler boş kalmıştır. Üretim de bu yüzden büyük ölçüde düşmüştür. Köylerde el-an yaşayanlar da geçimliklerini şehirdeki yakınlarının gönderdikleri paralarla sağlamaktadırlar.
"BUNLAR YANLIŞ İŞLERDİR."Ve bu yanlış işlerdir ki, Türkiye de işsizlik oranını % 14’lerde tutmaktadır. Başta ET olmak üzere gıda maddelerine tüketicinin alım gücü azaldığından alamamaktadır. Diğer taraftan bunları üretenler de pahalı olduklarından satamamaktadırlar. Onlara sorarsanız maliyetleri sıralayacaklardır ki onlar da kendi açılarından haklıdırlar. Oysa köylerimiz eski köyler değildir. En ücra köye bile yol köprü yapılmış elektrik su telefon kanalizasyon doğalgaz gibi altyapı hizmetleri götürülmüştür. Buna sağlık ve eğitim hizmetlerini de ekleyebiliriz. Kısacası, kentlerde neler varsa şimdi köylerimizde de onlar vardır. Buna rağmen herkes kentin kalabalığından stresinden kirliliğinden kopup köyüne dönmeyi arazisini işletip üretime katkıda bulunmayı düşünmemektedir.
Bir ara İstanbul Büyük Şehir Belediyesi bir proje geliştirmişti. Köyüne dönmek isteyenlere evini götürecek kamyonu kiralamak, bir miktarda para vermek gibi. Tabii rağbet görmedi bu proje. Türkiye'de "DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI" gibi üst düzey bir kuruluşumuz var. Bunun görevi, ülkemizin geleceğini belirlemek, ihtiyaçları saptamak üretici ve imalatçıyı bu ihtiyaçların hedeflerine yöneltmektir. Maalesef bu kuruluşumuz asli görevini bırakıp politika ile uğraşmaktadır. Bunu parti kuran, kurduğu partiyi iktidara getiren, getiremese bile siyaseti meslek edinen kimselerin birçoğunun Devlet Planlama Teşkilatından geldiklerini görmekteyiz. Bu asıl işin yapılamaması üreticiyi de tüketiciyi de mağdur etmektedir. Üreticiyi üreticilikten soğutan sebeplerden biri de, ülkemizde sigorta sisteminin gelişmemesidir. Avrupa Topluluğu ülkelerinde hatta kalkınmış bütün ülkelerde bu sigorta sistemi üreticinin koruyucu meleğidir. Ve sistem sayesinde her üretici emeğinin karşılığını muhakkak ama muhakkak almaktadır.
Yanlış işlerimizden biri de "İHRACATI BECEREMEMEKTİR."
Türkiye'mizde bir ürün ihraç malı oldu mu değerini bulmakta üreticisine kazanç sağlamaktadır. Gel gör ki bu kazanç kapısını çoğu kez kendi ellerimizle kapatmaktayız. Şartnameye uygun mal hazırlamak yerine kötüyü sahteyi "İYİ" diye yutturmaya kalkışımızdır.
Birkaç yıl önceydi. Almanya ülkemizden bal ithal etmek istedi. Herkes sevindi. Ballar tenekelenip gümrüklerden geçirilerek Almanya'ya gidip dayandı. Gazetelere manşetten bir haber. Almanya ihraç edilen balları geri gönderdi. Sebep? Sebep, ballarımız sahteymiş. Ve bu yanlış iş ihracatımızı baltaladığı gibi iç tüketime de zararı oldu. Kimse bal yemez oldu. Bu sahte bal üreticileri yüzünden gerçek bal üreten arıcılar bile mağdur oldular. Hakiki nur gibi ballarını satamadılar.
Sarıkamış'ın yanlış işlerine gelince: Birincisi şu: Her Milletvekili Genel seçimlerinde Kars'ın en küçük ilçeleri bile milletvekili çıkarırken en büyük ilçesi Sarıkamış bir türlü Milletvekili çıkaramamaktadır. Bu ne demektir? Bu, Sarıkamış'ın ve Sarıkamışlının bu işi becerememesi demektir. Oysa Sarıkamış'ın bir Milletvekilinin olması sorunların anahtarını ele geçirmek demektir. İnşallah bir yıl sonra yapılacak seçimlerde Sarıkamışlının aklı başına gelirde birlikte iş yapmayı düşünmüş olurlar.
Demirel'in Başbakanlığı ve Reisicumhurluğu dönemlerinde dilinden düşürmediği bir söz vardı "TÜRKİYE DÜNYADA KENDİ KENDİNE YETEBİLEN DOKUZ ÜLKEDEN BİRİDİR."
Şimdilerde ne oldu? Nazar mı değdi ülkemize. Hayır. İzahı gayet basit "YANLIŞ İŞLER YAPIYORUZ DA ONDAN."
Tanrı bu yanlış iş yapma alışkanlığımızı "DOĞRUYA ÇEVİRSİN. Âmin...
Sevgi ve saygılarımla sunarım.
|