Sevgili Hemşehrilerim,
Bu site basın ahlak kurallarına uymayı alenen kabul eder. Hiç bir kişi, kurum ve kuruluş aleyhinde yazı yazmamaya önem gösterir. Hiçbir siyasi görüşü desteklemez ve devlet büyüklerinin tümüne ayrım gözetmeksizin aynı şekilde saygı kuralları çerçevesinde davranır ve bu durumu bozacak hiçbir yazının yayınlanmasına müsade etmez. Kişileri, ırk, din, dil ve renk gözetmeksizin herkesi eşit kabul eder ve birinin diğerine üstünlük sağlayacak şekilde yazı yazmasına müsade etmez.

Sitemizde bulunan tüm bilgi ve belgeler art niyetli kullanım dışında diğer kardeş siteler tarafından kaynak belirtmeksizin kullanılabilir. Sitede yayınlanan kişilerin kişilik haklarını engelleyecek, aleyhte durum oluşturacak hiç bir yayına müsade etmeyecektir. Bu durumda mağdur kişi lehine taraf olacaktır.

Sitemiz Sarıkamış'lıların tanıtılması, kendilerine güvenin artırılması ve birlik beraberlik ruhunun oluşturmasını kendisine amaç edinmiştir. Bu bağlamda her türlü öneri ve çalışmayı desteklemektedir. Sarıkamış adına yapılacak her türlü etkinlikte bulunmayı görev kabul eder ve bu istikamette yayın yapar.

Saygılarımızla,
Bildirim
  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default style
  • blue style
  • red style
Çarşamba, 23 May 2012
YOU ARE HERE: Anasayfa Makaleler Cengiz ATİLA Yazıları (II) B A H A R G E L İ Y O R

B A H A R G E L İ Y O R

Cengiz ATİLA
EŞME_İzmit, 04.03.2011

Canlılara heyacan cansızlara can veren bahar geliyor. 10-15 sena Önceydi İzmit'te bir kâğıtcı dükkânım vardı. Hastaladım. Tam o gün de amcamın oğlu İsmet ziyaretime gelmişti. Beni emekli Tbb.Albay bir dahiliye müterassısına götürdü. Albay gereken muayeleri yaptı ilaçlarımı verdi. Kısa sürede de  faydasını görüp sağlığıma kavuştum. Yalnız Tbb.Albay hazır bulunanlara şöyle birşey söyleri. "Bakın beyler, gazetelerin ölüm ilanlarının tarihleri aralık ayı başı ile mart ayı başı arasındadır. Ölümlerin özellikle de yaşlıların ölümleri bu aylarda yoğun olur. Eğer bir hasta ya da yaşlı mart ayına ayağını atmışsa bir yıl daha yaşama şansını yakalamış demektir.

Bizim köyde de gariban bir komşumuz vardı. Adı Mıtı Mecnun. (Tabii Mıtı lakabı. Bizim köyde herkesin lakabı vardır.) Bu umudunu hep yazlara bağlıyan tedbirsiz komşumuzun alafının yakacağının ve erzakının yeterli olduğunu gören duyan yoktur. İşte O da bu süreyi kendi aklınca şöyle değerlendiriyor kış başlarında. "Erke demah yaza galdi yüz gün. Bu yüz günü geçirdin geçirdin, yok eğer geçiremedin zaten ele de ölmüşsün bele de."

Doktorun ve Mıtı Mecnun bu değerlendirmelerini yaşamımıza uyarlarsak; anasını satayım Mart'a ayak bastık. Gerisine Allah
kerimdir. Hele de nisanın serin güneşini ense kökümüzde hissedebilirsek, Azrail'e bir yıl daha nanik yapabiliriz.  Baharın gelişi; varlığı yerinde olup ta yaşamasını bilenlere, şairlere, bestekârlara, romantizme meftun kimselere, macereperestlere, Şarkıcı ve türkücülere ya da Şarkıcı türkücü geçinenlere ilham kaynağıdır. Esindir. Baharın gelişi; unu, deni bulguru yağı peyniri patatesi azalan ya da hepten bitenlerle yakacağı tükenenlere ve de hayvanı olup ta alaf darlığı çekenlere bir umut kapısıdır.

Baharın gelişi sadece insanlar üzerinde olumlu etki yapmaz. Bitkiler dünyasına da hayvanlar alemini de gayrete getirir. Baharın kokusunu alan sürüler halindeki göçmen kuşlar güney yarıküreden kuzey yarıküredeki Baltık Denizi kıyıların
dakive Rusya'nın içlerine uzanan büyük nehir vadilerinin bereketli yaylımlarını niyet ederek binlerce Km. olan bu yolculuğu göze alarak bu gümlerde yola çıkarlar. Bu uzun ve yorucu yolculukta iki defa mola verirler. Bilmem rastlıyanınız olmuşmudur. Bu mübarek hayvanlardan turnaların leyleklerin kuğuların yaban kazlarının, tepelikli dalgıç kuşlarının erkekli dişili yapmış oldukları dansları seyretmek insana doyumsuz bir mutluluk verir.

Bitkiler dünyası da baharın gelişine kademe kademe uymaya başlarlar. Tohumlar çekirdekler filiz verir sonra sürgüne daha sonra da meyveye dönüşürler.  Bu hevesin bazen kursakta kaldığı da olur.Sicili bozuk Mart ayı kışı yolcu etmekten vazgeçer. O güzelim filizlerin yaprakların güllerin goncaların üzerine kar yağdırır ki "Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır." değimi mart'ın bu azizliğine atfedilmiştir. O bu gayretkeşliklerle uğraşırken analarımızı nenelerimizin takvivi başlar çalışmaya.

   Bak bu berdelecüz.
   Bu da sıtteyisavur.
   Bu soğukların adı kocakarı soğukları.
   Bu fırtınanın adı Kürtoğlu dağda kalnış.
   Bu da keçi kıran fırtınası.
   Baharın gelişinin öneminden ve anlamından biz Anadolu Türkleri yakın zamana kadar bihardik. Sarıkamışın iki kısımdan oluşan 
İstasyon mahallesinin tamamına yakını Âzeridir. Biz çocukken 21 Mart geldimi bu mahallerin merkezi yerlerinde büyük ateşler yakılıp üzerinden niyet tutarak atlarlardı. Diğer mahallelerden seyre gelen bizler ya onları avel avel seyreder ya da çekingen çekingen ateşin üstünden biz de atlardık.Onları yaşlılareı ise bize hitaben "Eğe, teleme nooruzdu da. Nooruz bayramdı." Diyerek geleneklerini bize de öğretmeye  çalışırlardı. Baharın gelişinin bayramı olan Nevruzu bizin bu kadar bilgimizin olmasına karşın başka yerlerde hiç esemesi geçmezdi. Ama şimdi öyle mi? Televizyon sayesinde  öğreniyoruz ki Nevruz 5000 yıldan beri en görkemli şekilde kutlıyanlar Tütkî Devletler. Utanma pazarına da olsa son zamanlarda bizin devlet erkânı ve halk ta bu işi kabullanmiş. Kıyısından tutuyor olarak ta olsa valilar baladiye başkanları örsün üzerine konan soğuk bir parça demire bir-iki çekiç sallamayı, ölgün ölgün yanan ateşin üzerinden eteklerini tutarak atlamayı ve böylelikle etkinlik yaptıklarını sanıyorlar. Bu ağzına gözüne bulaştırılma ülkemizin büyüklüğü ve kültürü ile hiç mi hiç örtüşmüyor. Gönül arzu eder ki; Türk Dünyasının Bu Milli Bayramına biz de gereken önemi verelim. Etkinliklerde de onlardan geri kalmıyalım.

Saygı ve sevgilerimle sunarım.

Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."