Sevgili Hemşehrilerim,
Bu site basın ahlak kurallarına uymayı alenen kabul eder. Hiç bir kişi, kurum ve kuruluş aleyhinde yazı yazmamaya önem gösterir. Hiçbir siyasi görüşü desteklemez ve devlet büyüklerinin tümüne ayrım gözetmeksizin aynı şekilde saygı kuralları çerçevesinde davranır ve bu durumu bozacak hiçbir yazının yayınlanmasına müsade etmez. Kişileri, ırk, din, dil ve renk gözetmeksizin herkesi eşit kabul eder ve birinin diğerine üstünlük sağlayacak şekilde yazı yazmasına müsade etmez.

Sitemizde bulunan tüm bilgi ve belgeler art niyetli kullanım dışında diğer kardeş siteler tarafından kaynak belirtmeksizin kullanılabilir. Sitede yayınlanan kişilerin kişilik haklarını engelleyecek, aleyhte durum oluşturacak hiç bir yayına müsade etmeyecektir. Bu durumda mağdur kişi lehine taraf olacaktır.

Sitemiz Sarıkamış'lıların tanıtılması, kendilerine güvenin artırılması ve birlik beraberlik ruhunun oluşturmasını kendisine amaç edinmiştir. Bu bağlamda her türlü öneri ve çalışmayı desteklemektedir. Sarıkamış adına yapılacak her türlü etkinlikte bulunmayı görev kabul eder ve bu istikamette yayın yapar.

Saygılarımızla,
Bildirim
  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default style
  • blue style
  • red style
Çarşamba, 23 May 2012
YOU ARE HERE: Anasayfa Makaleler Cengiz ATİLA Yazıları (II) ACISU MEYDAN MUHAREBESİ

ACISU MEYDAN MUHAREBESİ

Cengiz ATİLA
EŞME-İzmit, 1 Nisan 2011

Gelişip büyümekte olan çocuklar için bizim çocukluğumuz da Sarıkamış'ın imkanları, çok sınırlı, hatta kısıtlı idi. Kışları, kızaktı kayaktı patendi kaymaktı derken ellerin ayakların donma noktasına gelmesi ve kulakların burunların mos-mor olması pahasına da olsa vazgeçilmez tek eğlence ve tek uğraştı.

Yazları O da yoktu. Futbolun ismini dahi duymamış futbol topu görmemiştik. Ama kış oyunları yerine top oyunlarını icat etmiştik. Ama top hani? Top, çaputtan yağtığımız toplardı. O da oyunların maçların ilerliyen dakikalarında hepten dağılır, maçta topsuzluk nedeniyle sona ererdi. Hani derle ya? "İcatlar ihtiyaçlardan doğar." biz de topa olan ihtiyacımızı bir başka şekilde temin ederdik. Mezbaaya gider kesilen sığırların sidik torbalarını alır adına da "tuluh" der nefesimizle şişirir ağzını bağlar top yapardık. Ama o meretlar da hiç bir zaman yuvarlak olmaz topatan kavunları gibi uzunca olurlardı. O nedenle topu hiçbir zaman istediğin yere vuramaz top, kendi
bildiği yere giderdi.

Bir başka uğraş oyun ve eğlencemiz çimmek ve balık tutmaktı. Şehrin içinden geçen çayın suları gür ve pırıl pırıldı. Küçükacısu ve o yörede birleşen Sarıçamur,Tahtatunel ve Çataldereleri alabalık, Ağyarlardan İsli mağara'nın hizasına kadar olan kesimde de sazan balığı kaynardı. Öğleki, dikiş iğnesinden kıvırma oltalarımıza solucanları yem olarak takar "hiç balık tutamadım" diyen bile 5-10 tane tutardı. Ya da ada keser ikiye ayrılan suyun bir tarafındaki suyu azaltır çırpınan balıkları ellerimizle sepet sepet toplardık.

Bu işlerin en zevklisi öküz ya da dana otlatmakla beraber yapılandı. Tabii Küçükacısu ve yöresi tercih ettiğimiz makamların başında geliyordu. Ormanın etek ve yamaçları umumi mera idi. Hayvanlarımızı oralarda otlatıp doyurur sularını içirir çamların gölgesinde yatıya çeker çayırlar içindeki büyük ve derin göllere koşardık. Yüzer, çimer saatlerce sudan çıkmazdık. Taki açlık canımıza "tak" edene dek. Bu göllerin en büyüyünün adı MÜSELLES'ti. Ve de oldukca derindi. Bu göl Sarıkamış çocuklarına yüzmeyi öğretmek için çok hizmet vermiştir.

Bir yandan sabahleyin büyük bir özen ve cömertlikle analarımızın hazırlayıp dalımıza bağladıkları komanya bohçalarını açar, bir yandan da yaktığımız ateşin közlerine tuzlayıp attığımız külbastı balıkların ucundan kulağından atıştırır sofranın kurulmasına sabredemezdik. Sonrasının adı "tadına doyum olmıyan piknik ziyafeti." Üstüne de tok karnına bir-iki saat öğlen uykusu" gel keyfim gel...

Bütün bu zevk edinilen uğraşlar ve oyunlar Sarıkamış çocuklarını kesmemiş olmalı ki, başka yerlerde görülmiyen duyulmıyan şeyler de icat ederlerdi. Bunlardan birisi; şimdilerin mahalleler arası anlaşıp maç yapmaları gibi mahalle mahalle topluca kavga etmek yani davüşmeyi moda ve eğlence etmişlerdi. Bunu, 10-15 yaş arası çocuklar yaptığı gibi, 15 yaş üzeri delikanlılar da yapardı delikanlılığın vermiş olduğu o gözükaralıkla.

Ben bu satırları birinci guruba dahil bir dövüşün hakemliğini yapmamdan esinlenerek yazıyorum. Gündönümü yakındı. Çayırları henüz biçmeye başlamamışlardı. Sarıkamış'ın en güzel günleri. Ben küçük kardeşim Cemil'le üç çift öküzü on kadar danayı ormanın yamacına vurmuş, onlar zevkle ve iştahla o güzelim otlaklarda yayılırken biz de oltalarımızı yemlemiş, göllere atmış, mantarların battı batacak zevkine kendimizi kaptırmıştık ki Cumhuriyet Mahallesinin çocukları geldi. Geldiler ama soyunmuyorlar ve de yüzmüyorlar. Aralarında bizlerden gizli birşeyleri el-kol hareketlerini de katarak müşevere ediyorlar. Fazla merak etmedik hatta ilgilenmedik bile.

Biraz sonra Eskisarıkamış istikametinden bir gurup çocuk sökün edip geldiler. Gelir gelmez de sözcüleri "Evet geldik başlıyalım mı?" diyince ben meseleyi hemen anladım. Başka mahaleden olmam sıfatiyle durumdan vazife çıkarıp konuştum.

Dedim ki;
-İyi de adeletli olur mu? Siz onbir kişisiniz bunlar on kişi. Bu kadar konuşmamın üzerine her iki tarafın sözcüleride yanıma gelip "Öyle ise bu dövüşün hakemliğini sen yapacaksın" diye beni emirvaki karşısında bıraktılar. Ben büyük bir mesuliyet aldığımın bilinciyle ve de oldukca ciddi hatta otoriter bir uslupla dedimki.
-Öyle ise kuralları ben koyacağım.Kabül mü?
-Kabul.
-Son gelenlerin fazla bir kişisini ayırdıktan sonra kurallarımı sıraladım. Bıçak muşta boynuz kullanmak yok. Onları bana teslim edeceksiniz. Değnek serbest. Ama değneklerin boyları yarım metreyi geçmiyecekler. Süre beş dakika. Suya da kimse atılmıyacak. Dövüş sonunda hiç birşey olmamış gibi sarmaş dolaş ve barış olacak.

İki tarafın sözcüleri de "TAMAM" diyerek kurallarımı kabul ettiler. Her şey yolunda ama saat? Kimsede saat yok. (O zamanlar Sarıkamış ta bile saati olanı parmakla gösteriyorlardı.) Onun da çaresini buldum. Kardeşimi normal şekilde bin'e kadar saymakla görevlendirdim. Ve elime tutuşturdukları düdüğü öttürerek "ACISU MEYDAM MUHAREBESİ" ni başlattım.

Değnekler havada uçuşuyor, yumruklar, tekmeler, çelmeler kafa atmalar kırılan kafalar, akan kanlar ahlar oflar derken kardeşim 995 ten sonra yüksek sesle saymaya başladı. Ve bende bitiş düdüğünü güçlü bir şekilde öttürdüm.

Herbiri bir tarafa yığılıp kaldı.Yaralıların yaralarını sardık.Topluca göle girip bir güzel yıkanıp çıktıktan sonra biribirlerine centilmence sarılıp"BİZ GARDAŞIH" demeye başladılar.

Sonra ziyafet faslı başladı. Herkes O gün için hazırlattığı özel komanya bohçasını getirip ortaya koydu. Eskisarıkamış'lılar da bir sini Çerkez velibağı çıkardılar. Yedik. İçtik. Güldük. Gülüştük. O günümüz de kavga ile başlayıp dostluk kardeşlik ve barışla son buldu.
(Böyle bir centilmenlik şimdilerin siyasilerine de nasip olur inşallah)

Ve şimdi bem diyorum ki;
-Ne güzel ne unutulmaz ne mutlu günlerdi.

Saygı sevgi ve gözyaşlarımla sunarım.

Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
HASAN TERZİOĞLU   |03-04-2011 12:31:26
Cengiz amca ;yüreğine,bileğine,ağzına sağlık..
Allah sana sağlıklı
uzun ömürler versinde bu yazılarını okumaya devam edelim.Bahsettiğin
Sarıkamışın dereleri,gölleri ve ormanlarında bizde çocukluğumuzu
yaşadık ama bir çoğunun ismini bilmiyordum.Tabi ben yetmişli yıllarda
hamzanın gölü vardı onu biliyorum..Dostluklar o dönem
başkaydı,gerçekti..Selamlar..Saygılar..

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."