|
Cengiz ATİLA
Kocaeli-EŞME, 01.05.2011
Misakî Millî ile sınırları çizilen Türkiye Cumhuriyeti'nin tekmil bünyesinde bulunan fabrika sayısı onu geçmezdi. İkisi Sarıkamış'taydı. Bunlar HIZAR FABRİKASI idi. Ben gördüğümde (1940 yıllarda) Aşıt İstasyonundan dekavül hattı ile İznos'ta ormanın derinliklerin dekine bağlantısı bulunanını atıl durumdaydı. Fabrikanın ve binasının sökülebilir kısımları sökülüp götürülerek yağmalanmış, fabrikayı yabani otlar sarmış sarmaşıklar kuşatmıştı.
Ama, Sarıkamış'ta İstasyonun kuzeybası Eskisarıkamış ve Bardız yolu üçgeninde bulunanı faal ve üç vardiye şakır şakır çalışıyordu. Ruslar, Sarıkamış'ı boşaltırken doksanbin hektar birinci sınıf çam ormanı ile bu fabrikalara yakmak yıkmak şeklinde zarar vermeye elleri gitmemiş gönülleri razı olmamış olmalı ki bütün güzellikleri ile Türklere bırakmışlardı. O zamanlar hiç kamyon yoktu. Başta orman ürünleri olmak üzere her türlü taşımacılık öküzarabaları ile yapılıyordu. Bu fabrikanın günlük kapasitesi yüzelli öküzarabasının yükünü işleyip mamul hale getirebilecek güçteydi. Fabrikada yüzlerce işçi çalışıyordu. Etrafında lokanta, kahvehane, bakkal han alaftar V.S. gibibir sürü esnaf işyeri açmış geçimini bu fabrika sayesinde kazanıyordu.
Öküzaraba sahipleri para ile oynuyorlardı. Ormandan fabrikaya getirdikleri tomrukları boşalttıktan sonra, işlenmiş keresteleri yükleyip
Kars'a Erzurum'a Karaköse'ye Muş'a katarlar halinde düzülerek götürüyorlardı. Tabii öküzarabacılarının işleri tıkırında olunca Demirci
ler Çarşısındaki demirci esnafı ile nalbantların da işleri düzgün, yüzleri güleç, keyifleri yerinde idi. Bu fabrikaya Sarıkamış ormanları tomruk yetiştiremiyordu. Noksan tomruklar Göle ormanlarından getiriliyordu. Köylüler tomrukları keşen olarak (sürütme) Allaekber dağlarından aşırarak ya güney eteklerinde bulunan köylere ya da Karahamza'ya getirip depoluyorlardı. Oradan fabrikaya taşınmaları yine öküzarabacılarına ekstreden bir iş veriyordu. Yalnız Sarıkamış içinde bulunan arabacı sektörü bu kazançtan pay almakla
kalmıyor, köylüler de kendi işlerini bitirdikten sonra gelip bu pastadan paylarını alıyorlardı.
Fabrika buhar sistemi ile çalişıyor kömür yakıyordu. Ama işe yaramaz odunları yongaları talaşları da ocaklara atıp hem çevredeki kirliliği önlüyorlardı, hem de, yakıt giderlerini azaltmış oluyorlardı. Bu fabrikayı konu ederek bir kitap dahi yazılsa, yine de
tam olarak anlatılamaz, noksanları kalırdı. O nedenle ben bu fabrikaya "SARIKAMI'IN VE SARIKAMIŞ'LININ ALTIN YUMURTLUYAN TAVUĞU." idi diyorum.
Peki ne oldu bu altın yumurtluyan tavuğa???
-Efendim burası hudutboyudur. Rus'lar gelip burayı tekrar istila ederlerse fabrika ellerine geçmesin.
Gibi hiçbir mantığın alamıyacağı kabul edemiyeceği bir gerekçe, bir mazeret. Tabii işin doğrusu bu değil. İşin doğrusu "SARIKAMIŞ'IN SAHİPSİZLİĞİ" Sarıkamış siyasetine vakıf olup yön verecek kimsenin olmayışı. Bu fabrika sökülüp götürülürken bir Allahın kulu çıkıp ta "NE YAPIYORSUNUZ? FABRİKAMIZI NİYE SÖKÜP GÖTÜRÜYORSUNUZ?" gibi bir tepki gösteren olmadı.
Sevgili hemşehrilerim, sitemizin değerli okuyucuları. Bu satırları çok üzgün bir halet-i ruhiye ile yazıyorum, çoğu yerde de ağlıyorum. Sarıkamış sadece şimdilerde değil, taaa o zamanlarda bile siyaseti politikayı bilen kimse yetiştiremiyordu. Bu tempo ile gidildiğin de gelecekte de yetiştiremiyeceği kesin. Bunu suyunun toprağının müsait olmamasına yorumlıyalım...
Hani bir türkü var. "BEN BU DERDİN HANGİSİNE YANAYIM?" Fabrikanın gidişi böylede sonradan Sarıkamış ekonomisine balyoz üstüne balyoz indirilişi bundan farklı mı??? 1950 li yılların sonlarına doğru Selim'in elliyi aşkın köyü ile Sarıkamış'tan koparılışını ve yerine hiç bir şeyin koyulamayışını mı desem??? Yoksa, yüzlerce aileye iş ve aş temin eden istasyonun istasyonluktan duraklığa asterfi edilişini mi ve de yerine hiçbir şeyin koyulamayışınımı desem? Karayolunun Aras vadisinden geçirilerek Sarıkamış'ı sapada bırakmanın yerine hiçbir şeyin koyulamayışınımı desem? Bardızın sessiz sedasız ve derinden köyleriyle Sarıkamıştan koparılıp Şenkaya'ya bağlanmasınımı ve yerine hiçbir şeyin koyulamayışınımı desem? Susuz'un Mamaş köyünden gelip Sarıkamış'ın Tepe Mahallesine yerleşen Kasap Yunus'un bir yüzbaşı hanımı ile münesebet kurması (Sonradan evlenip Almanya!ya gittiler.) bahane edilerek Askerî Birliklerle Sarıkasmış esnafının bağlarının kaparılışını ve yine yerine hiçbir şeyin koyulamayışınımı dedem?
Sarıkamış'ta kazanıp ta yatırım yapması gerekenlerin köçlerini yükleyip büyük kentlerin yolunu tutmasınımı ve yerine hiçbir şeyin koyulayışınımı desem? Ardahan ve Iğdır'ın il yapılışında sarıkamış'lının daha üstüne güneşin doğmadığınımı desem?
Ormanın hor kullanılıp bitirilişinimi desem? DESEM...DESEM...DESEM... İşte bu dediklerim ve bunlara benzer diyeceklerim hep
"SARIKAMIŞ'IN SAHİPSİZLİĞİ" yüzünden olmuştur.
ŞİMDİ:Ben bu durumu bildiğim için 12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak olan Milletvekili seçimleri için aylar önceçırpınmaya başladım. Makaleler yazdım. (Yazdıklarım sitemizin bana ayırdığı dosyalarda mevcut.) Dedimki : Bir araya gelmeyi, beraber iş yapmayı öğrenin. Münasip biri üzerinde anlaşın. Evet bir tek aday gösterin. Böyle yapın ki Sarıkamış'ı temsil eden adayınızın önce listelere girme sonra da seçilme şansı olsun.
Sanki bana inat bir aday yerine ONLARCA aday adayı.
SONUÇ???
Ben yazmaya utanıyorum.
Sevgi ve saygılarımla sunarım.
NOT : Bir sonraki yazım yine Sarıkamış'ın sahipsizliği üzerine olacaktır. Bu kez manavi nakiseleri yazacağım.
|