|
Cengiz ATİLA
EŞME-İZMİT, 20.05.2011
Sitemizin değerli mensupları,sevgili hemşehrilerim.Bu gün bu yazımla sizleri yine sılanıza köyünüze evinize götür meye çalişacağım. Yazıya başlamadan önce üşenmedim kalkıp sözlükte HAB kelimesini aradım. Ne yazıkki yoktu. Oysa hab biraz yerel de olsa Türkçe bir kelimedir. Ama kullanım yeri kalmadığından kullanılmıyor olmalı. Kelimeler de bazı zeneat ve meslekler gibi çağın gerisinde kaldığından kullanımları zaman içersinde kalkıyor. Evvelden her köyde her mahallede bie demirci bir nalbant vardı. Demirci, milletin arabalarını çiftini çubuğunu tamir eder, nalbant ta koşun hayvanlarını nallardı. Şimdi her ikisi de zenaatlığını yitirip kapandılar. Niye? Çünkü, ne çift kaldı ne çubuk ne de koşun hayvanı. İşte HAB da böyle bir akibete uğramış kelemedir. HAM bir nevi "SÜT İMECESİ" anlamını ifade eder.
Tüm dünyayı kıtlık ve yokluklara mahkûm eden II.Dünya Savaşı sonrası herkes geçimini kolaylaştırmak için bir ya da birkaç inek edinmişti. Bu inekler şimdilerin soylu ve secereli inekleri gibi 25-30 Kg.süt vermezlerdi.Edinilen seceresiz bu yerli ineklerin vermiş
olduğu süt 3- 5 Kg. geçmezdi. Günlük süt yoğurt olarak tüketilse tükenmez, yağ peynir yapmaya niyet edilse az gelir yetmezdi. Anadolu insanının pratik zekası buna da bir çare bulmuş HAB müessesesini ihdas etmişti. Günlük 3-5 Kg. süt üreten yakın komşular bir hafta ya da 10 gün ürettikleri sütleri bir komşuya ödünç olarak verirlerdi.Sonra çark döner herkese sıra gelirdi. Sütler belirlenen bir kaba doldurulur seviye yük
sekliği de bir söğüt çubuğuna açılan kertikle belirlenirdi. Ki bu çubuğa HAZ adı verilirdi.Geri dönüşler de yine bu HAZ çubuğu ile ve tam bir dürüstlükle yapılırdı.
HAB'ı alan her akşam toplanan sütleri sütmakinesinde çekerdi. Sütmakinesi sütün kaymak tabir yağlı kısmını bir oluktan yağsız ve sulu sısmını da başka bir oluktan akıtarak ayırırdı. Kaymak,annelerin hazır yamaği idi. İçine bir avuç tozşeker atar ekmeği doğrar çocuklatın önüne sürerdi. Çocuklar da bu besleyici ve lezzetli yameğe kurt gibi girişir ham-hum ederlerdi.
Sonra evin kadını tenekelerce biriken kaymağı ÇOMA kıvamına geldiğinde yayıkta yayar tereyağı yapardı. Sütün yağsız kısmını da kaynatarak çeçilpeyniri yapardı. Çeçil peynirini ya tuluk çıkarılmış davar derilerine sıkı sıkı basar ya da çam fıçılarda tuzlusuya yatırarak salamura yapardı. Böylece evin kışlık yağı peyniri stoklanmış olurdu. Bir de hamarat kadınlar yağlıyoğurdu beztorbalarla süzer katılaşan yoğurttan GURUT yaparlardı. Güneşte kurutulan bu yoğurt topaklarının ikisini-üçünü kışın sulandırıp açan evin hanımı mercimekli kazetli bulgur pilavının yanına koyduğu gün ev halkından "CANLI-GURBANLI" methiyeler alırdı.
HAB sayesinde az süt üreten aileler hem günlük ihtiyaçlarını yeteri kadar karşılar hem de 6-7 ay boyu aileye yetecek yağı peyniri stok ederlerdi. Üzerine HAB gelen aile toplanan sütü değerlendirmenin yanında bazı sıkıntılara da girerdi. Çünkü,hab'cılar hab mahallini bir nevi karnaval ve eğlence yarine dönüştürürlerdi. Akşam saati yaklaştı mı? semaver fokur fokur kaynarken demkeşdeki demini almış çaylar, masanın üzerinden hiç kalkmıyan açık büfe gibi hizmet veren ketelere, çöreklere böreklere puaçalara kavalyelik ederlderdi. Elektrik yok. Radyo yok. Televizyonun adı daha duyulmamış,bilinen bir gıramafon o da deyme zenginlerde bile tek-tük. Buna rağmen toplantının zevkli geçmesi için sesi güzel olanlar türküler çığırır diğerleri bar tutar horon teperdi. Yetmez, maniler söyler bilmeceler bul
macalarla toplantıyı renklendirir kahkahaların ayar düğmele rini sonuna kadar açarlardı.
Birkaç yerde yağın peynirin stok edilmesine değindim. Çünkü bu bir mecburiyetti. O zamanlar bakkallarda parekende süt ürünlerinin satılmasını kimse akıl edememişti.Şimdilerin pilastik kaplarla sütün yoğurdun bir gün gelip satılabileceği söylense kimse inanmaz söyliyeni alaya alırlardı. Sarıkamış'ta ilk defa yoğurdu standart kaplarda satmayı Kırmızıköprü mevkiindeki Sarıkamış'ın saygın ailelerinden Musa ve Kemal İNCE kardeşlerin aileleri icat etti. Yarım ve bir kilo yoğurt alabilen kalaylı tasları abonelere dağıtmış boşu getirene doluyu verme kolaylığı getirilmişti. Millet bu buluş ve uygulamayı takdir etmiş "NE AKIL YAHU." demişti.
Sevgili hemşehrilerin değerli kardeşlerim. Dört yıl önce sitemizin sahibi sevgili Zeki Gültekin'le tanıştıktan sonra kendisine aynen şöyle demiştim. "Şayet bir sakınca görmezsen ben, geçmişimizi irdeliyerek uzun uzun makaleler yazmak istiyorum." O da bana "Yaz ama okumazlar." demişti. Ben de hani Türk halkına okuma özürlülüğü damgası vurulmuş ya bu nedenle pek ümidim olmaya olmaya yine de başladım. İkimizin de endişesi boşunaymış. Pekçok kimse benim yazdıklarımı Zeki kardeşimizin yayınladıklarını severek istiyerek
hatta takdirle okuyormuş ve bu okuyanlar günden güne artıyor çoğalıyormuş.
Bunu geçen akşam"DOSYALARIMA HELE BİR GÖZ ATAYIM" dediğimde öğrendim. İnanmıyanlar TIK lasınlar ve baksınlar. Seksen makalenin ancak birkaçı yüzün altında TIK lanmış. Geri kalanlar yüzlerce hatta 1437 defa tıklananı bile var. İşte bunu görünce morelim düzeldi. Manaviyetim güçlendi. Ve dudaklarımın arasından şu sözler süzülüp çıktı.
"BUNLAR BENİ YAŞATACAK OLDUKTAN SONRA ÖLMENİN ÖNEMİ YOK."
Sevgi ve saygılarımla sunarım.
|