Sevgili Hemşehrilerim,
Bu site basın ahlak kurallarına uymayı alenen kabul eder. Hiç bir kişi, kurum ve kuruluş aleyhinde yazı yazmamaya önem gösterir. Hiçbir siyasi görüşü desteklemez ve devlet büyüklerinin tümüne ayrım gözetmeksizin aynı şekilde saygı kuralları çerçevesinde davranır ve bu durumu bozacak hiçbir yazının yayınlanmasına müsade etmez. Kişileri, ırk, din, dil ve renk gözetmeksizin herkesi eşit kabul eder ve birinin diğerine üstünlük sağlayacak şekilde yazı yazmasına müsade etmez.

Sitemizde bulunan tüm bilgi ve belgeler art niyetli kullanım dışında diğer kardeş siteler tarafından kaynak belirtmeksizin kullanılabilir. Sitede yayınlanan kişilerin kişilik haklarını engelleyecek, aleyhte durum oluşturacak hiç bir yayına müsade etmeyecektir. Bu durumda mağdur kişi lehine taraf olacaktır.

Sitemiz Sarıkamış'lıların tanıtılması, kendilerine güvenin artırılması ve birlik beraberlik ruhunun oluşturmasını kendisine amaç edinmiştir. Bu bağlamda her türlü öneri ve çalışmayı desteklemektedir. Sarıkamış adına yapılacak her türlü etkinlikte bulunmayı görev kabul eder ve bu istikamette yayın yapar.

Saygılarımızla,
Bildirim
  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default style
  • blue style
  • red style
Çarşamba, 23 May 2012

HAB
Cengiz ATİLA
EŞME-İZMİT, 20.05.2011 
 
Sitemizin değerli mensupları,sevgili hemşehrilerim.Bu gün bu yazımla sizleri yine sılanıza köyünüze evinize götür meye çalişacağım. Yazıya başlamadan önce üşenmedim kalkıp sözlükte HAB kelimesini aradım. Ne yazıkki yoktu. Oysa hab biraz yerel de olsa Türkçe bir kelimedir. Ama kullanım yeri kalmadığından kullanılmıyor olmalı. Kelimeler de bazı zeneat ve meslekler gibi çağın gerisinde kaldığından kullanımları zaman içersinde kalkıyor. Evvelden her köyde her mahallede bie demirci bir nalbant vardı. Demirci, milletin arabalarını çiftini çubuğunu tamir eder, nalbant ta koşun hayvanlarını nallardı. Şimdi her ikisi de zenaatlığını yitirip kapandılar. Niye? Çünkü, ne çift kaldı ne çubuk ne de koşun hayvanı. İşte HAB da böyle bir akibete uğramış kelemedir. HAM bir nevi "SÜT İMECESİ" anlamını ifade eder.

Tüm dünyayı kıtlık ve yokluklara mahkûm eden II.Dünya Savaşı sonrası herkes geçimini kolaylaştırmak için bir ya da birkaç inek edinmişti. Bu inekler şimdilerin soylu ve secereli inekleri gibi 25-30 Kg.süt vermezlerdi.Edinilen seceresiz bu yerli ineklerin vermiş olduğu süt 3- 5 Kg. geçmezdi. Günlük süt yoğurt olarak tüketilse tükenmez, yağ peynir yapmaya niyet edilse az gelir yetmezdi. Anadolu insanının pratik zekası buna da bir çare bulmuş HAB müessesesini ihdas etmişti. Günlük 3-5 Kg. süt üreten yakın komşular bir hafta ya da 10 gün ürettikleri sütleri bir komşuya ödünç olarak verirlerdi.Sonra çark döner herkese sıra gelirdi. Sütler belirlenen bir kaba doldurulur seviye yük
sekliği de bir söğüt çubuğuna açılan kertikle belirlenirdi. Ki bu çubuğa HAZ adı verilirdi.Geri dönüşler de yine bu HAZ çubuğu ile ve tam bir dürüstlükle yapılırdı.
HAB'ı alan her akşam toplanan sütleri sütmakinesinde çekerdi. Sütmakinesi sütün kaymak tabir yağlı kısmını bir oluktan yağsız ve sulu sısmını da başka bir oluktan akıtarak ayırırdı. Kaymak,annelerin hazır yamaği idi. İçine bir avuç tozşeker atar ekmeği doğrar çocuklatın önüne sürerdi. Çocuklar da bu besleyici ve lezzetli yameğe kurt gibi girişir ham-hum ederlerdi.

Sonra evin kadını tenekelerce biriken kaymağı ÇOMA kıvamına geldiğinde yayıkta yayar tereyağı yapardı. Sütün yağsız kısmını da  kaynatarak çeçilpeyniri yapardı. Çeçil peynirini ya tuluk çıkarılmış davar derilerine sıkı sıkı basar ya da çam fıçılarda tuzlusuya yatırarak salamura yapardı. Böylece evin kışlık yağı peyniri stoklanmış olurdu. Bir de hamarat kadınlar yağlıyoğurdu beztorbalarla süzer katılaşan yoğurttan GURUT yaparlardı. Güneşte kurutulan bu yoğurt topaklarının ikisini-üçünü kışın sulandırıp açan evin hanımı mercimekli kazetli bulgur pilavının yanına koyduğu gün ev halkından "CANLI-GURBANLI" methiyeler alırdı.
 
HAB sayesinde az süt üreten aileler hem günlük ihtiyaçlarını yeteri kadar karşılar hem de 6-7 ay boyu aileye yetecek yağı peyniri stok ederlerdi. Üzerine HAB gelen aile toplanan sütü değerlendirmenin yanında bazı sıkıntılara da girerdi. Çünkü,hab'cılar hab mahallini bir nevi karnaval ve eğlence yarine dönüştürürlerdi. Akşam saati yaklaştı mı? semaver fokur fokur kaynarken demkeşdeki demini almış çaylar, masanın üzerinden hiç kalkmıyan açık büfe gibi hizmet veren ketelere, çöreklere böreklere puaçalara kavalyelik ederlderdi. Elektrik yok. Radyo yok. Televizyonun adı daha duyulmamış,bilinen bir gıramafon o da deyme zenginlerde bile tek-tük. Buna rağmen toplantının zevkli geçmesi için sesi güzel olanlar türküler çığırır diğerleri bar tutar horon teperdi. Yetmez, maniler söyler bilmeceler bul
macalarla toplantıyı renklendirir kahkahaların ayar düğmele rini sonuna kadar açarlardı.

Birkaç yerde yağın peynirin stok edilmesine değindim. Çünkü bu bir mecburiyetti. O zamanlar bakkallarda parekende süt ürünlerinin satılmasını kimse akıl edememişti.Şimdilerin pilastik kaplarla sütün yoğurdun bir gün gelip satılabileceği söylense kimse inanmaz söyliyeni alaya alırlardı. Sarıkamış'ta ilk defa yoğurdu standart kaplarda satmayı Kırmızıköprü mevkiindeki Sarıkamış'ın saygın ailelerinden Musa ve Kemal İNCE kardeşlerin aileleri icat etti. Yarım ve bir kilo yoğurt alabilen kalaylı tasları abonelere dağıtmış boşu getirene doluyu verme kolaylığı getirilmişti. Millet bu buluş ve uygulamayı takdir etmiş "NE AKIL YAHU." demişti.
 
Sevgili hemşehrilerin değerli kardeşlerim. Dört yıl önce sitemizin sahibi sevgili Zeki Gültekin'le tanıştıktan sonra kendisine aynen şöyle demiştim. "Şayet bir sakınca görmezsen ben, geçmişimizi irdeliyerek uzun uzun makaleler yazmak istiyorum." O da bana "Yaz ama okumazlar." demişti. Ben de hani Türk halkına okuma özürlülüğü damgası vurulmuş ya bu nedenle pek ümidim olmaya olmaya yine de başladım. İkimizin de endişesi boşunaymış. Pekçok kimse benim yazdıklarımı Zeki kardeşimizin yayınladıklarını severek istiyerek
hatta takdirle okuyormuş ve bu okuyanlar günden güne artıyor çoğalıyormuş.

Bunu geçen akşam"DOSYALARIMA HELE BİR GÖZ ATAYIM" dediğimde öğrendim. İnanmıyanlar TIK lasınlar ve baksınlar. Seksen makalenin ancak birkaçı yüzün altında TIK lanmış. Geri kalanlar yüzlerce hatta 1437 defa tıklananı bile var. İşte bunu görünce morelim düzeldi. Manaviyetim güçlendi. Ve dudaklarımın arasından şu sözler süzülüp çıktı.

"BUNLAR BENİ YAŞATACAK OLDUKTAN SONRA ÖLMENİN ÖNEMİ YOK."

Sevgi ve saygılarımla sunarım.
 
Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
AYFER ZEREY   |22-10-2011 01:39:22
Babacım bence de yazıların hem keyifle okunuyor,hem de tarihten çok güzel
bilgiler veriyor.
Özellikle benim gibi tarih meraklısı biri için ilk
ağızdan dinlemek ayrı bir keyif.O yüzden çok tıklanman gayet
normal.Ellerinden öperim.
IŞIL ÇİLOĞLU   |27-05-2011 00:59:28
Çok keyifli ve bir okadarda öğretici bir makale olmuş.Ellerine sağlık.
Sevgi Sibel ATİLA YAVUZ  - Anılar....   |26-05-2011 16:23:03
Babacım yine güzel anılarını yazmışsın gerçi o günleri tam
bilmiyorum....ama semaveerde çayı, çeçil ve tulum peyniri ve gerçek
tereyağını özlemle hatırladım....ellerine sağlık......saygılar.....
sermin  - Özlem   |26-05-2011 15:08:00
Baba hikaye çok güzel sade ve anlaşılır yazmışsın.Bilmediğimiz okadar
çok şey varki bunlarıda senden öğreniyoruz.Fakat enkısa zamanda
sarıkamışa gidersen daha iyi olur Memleket hasreti gidermiş
olursun.Ellerinden öpüyorum.

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."