|
Cengiz ATİLA
EŞME-İZMİT, 29 Mayıs 2011
ALAF TEMİNİ( Hayvanları için)
Ortalama kasım ayının ortalarında gelen,gitmesi kendi keyfine kalmış,bazen de gitmeyi unutan acımasız karakışlar için Sarıkamış'lının hazırlıklar yapmasını üç başlık altında ifade etmeye çalışabiliriz.
1-Hayvanları için hazırlıklar."ALAF TEMİNİ"
2-Kendisi ve hayvanları için "YAKACAK TEMİNİ"
3-Kendisi için İAŞE TEMİNİ.
Bu gün bu yazı ile alaf teminini önemine binaen seçmiş oldum. ALAF = saman,ot,arpa,fig gorunga yonca gibi hayvan yemlerinin müşterek adıdır. Hayvan sahipleri ya hayvanına göre alaf stoklıyacak,ya da tedarik edebildiği alafla besliyebileceği hayvanı dengelemeyi gözönünde bulunduracak. 1950 li yıllarda köylerde ve köysel hayatı yaşıyan Sarıkamış'ın mahallelerinde büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığı aşırı derecede çoğaldı. Hayvan varlığının çoğalması karşısında meralar ve çayırlar yetersiz kalmaya başladı. Bunu tesbit eden devlet,orman içindeki meraları ve çayırları halkın hizmetine verdi. (Demokrat Parti iktidara gelmiş verdiği sözü
tutmuştu) Bu uygulama ile ormanlar tahrip edilmeye başlandı ama, hayvanlar ve sahipleri bir hayli rahatladılar.
Nahırlar ormanların derinlerine kadar çobanlarca götürülüp o güzelim otlaklarda otlatılıp semirtiliyorlar. Cayırlar ve çayıra benzer yerler de hane başı taksim ediliyor. Buralardan biçilen otlar ihtiyaçlarının tamamını karşılamasa da alaf temininde oldukca fayda sağlıyordu. Ama, devletin bu iyi niyeti istismar edildi. Ot arabalarının içine odun doldurarak orman tahrip edilmeye başlandı.
O zamanlar Sarıkamış'taki Askerî Birliklerin çoğu hala hayvanlı birliklerdi. Birliklerde bulunan atların katırların doymak bilmiyen kadanaların beslenmeleri için gerekli ot saman ve arpanın temini de müteahhitler aracılığı ile Sarıkamış'ın öz kaynaklarınca
karşılanıyordu. Sarıkamış'ın Demirciler Çarşısı'nın arkası, camini kuzeyi, Belediye Kantarının doğusundaki alan ot-saman pazarıydı.
Fazlası olan burada sarar, eksiği olan da buradan temin ederdi. Bazı yıllar tekerlekler ters döner, havalar kurak geçerdi. Havaların kurak geçmesi demek,hayvan yemi olan otun samanın ve arpanın olmıyacağı,ya da az olacağı demekti. Böylesi uğursuz yıllarda herkes temin edebildiği alafa göre hayvanını denkleştirme mecburiyetine düşerdi. Çok önemli gördüğü hayvanlarını ahırda tutar, geri kalanını malmeydanına sürer ucuz ucuz elden çıkarırdı. Bu uğursuz yılları fırsat bilen Kayserinin Konya'nın uyanık tüccarları Sarıkamış'a damlar, malmeydanına getirilen hayvanları toplarlardı. Ama canlı götürmenin zahmet ve masrafını bildiklerinden topladıkları hayvanları kavurma yaptırırlardı. Mezbanın karşısındaki çayırlık alana kurulan ocakların üzerine büyük kazanlar yerleştirilir, bu kazanlar tüccarların malmeydanından topladıkları hayvanları kavurma yapmak için aylarca kesintisiz kaynardı. Tabii bu kazanların bu şekilde kaynaması fakir- fukaraya iş ve nasip çıkarırdı. Kısacası böylesi yılların bu ayları kendiliğinden oluşmuş "ET FESTİVALİ" ne benzerdi.
Alınan bu tedbirlere rağmen kışın inadı tutar, yüzsüz misafir gibi kalkıp gitmek aklına gelmezdi.İşte O zaman alafdarlığı isim değiştirir "FELAKET" olurdu. Ve değil hayvanı olanları hayvanı olmıyanları dahi olumsuz etkilerdi. Demiryolları ve Karayollarının geçtiği köyler ve bunlara yakın köy sapaklarına dağlar gibi saman lodaları yığılırdı. Orta anadoludan hatta Trakyadan getirilen bu samanların satılması ambalajlanması ve ihtiyaç yerlerine nakli tam bir işkenceydi. Bir kere, fiatı normal fiatın 5-10 misline fırlardı. Bu ateş pahası samanlardan almak için gerekli para, kızın-gelinin boynundan kolundan çıkarılan bilezikler altınlar beşibiryerdeler yok pahasına bozdurulurdu. Yetmez, halı kilim keçe yatak yorgan ne varsa satılırdı. Borç almadık kimse de kalmazdı. Şimdilerin ambalaj işlerine büyük kolaylıklar sağlıyan sentetik çuval da yoktu. Kadınlar, ellerine geçirdikleri her türlü bez parçasını çuval dikerlerdi. İrili ufaklı bu çuvalları sırtlıyan kadın-erkek, genç-yaşlı köylüler yollara düşerlerdi. Karların erimesi, yolların batak olması, suların geçit vermiyecek derecede kabarması olayına "ERNİK" denir. İşte ernikte sırtta saman taşımanın ne olduğunu taşıyan,ya da taşıyanı götüren bilir.
Güzün olduğu gibi hayvanı malmeydanına götürüp satma fısatı da, su gibi akıp gitmiştir. Zira yeterince yem yiyermiyen hayvanlar bir deri bie kemik kaldığından satsan satılmaz, kessen yenmez. Alaf satanların ürettikleri hilelere de akıl sır ermezdi. Islatmak, arpayı tozu toprağı samana katmak, eksik tartmak sadece hilelerden birkaçı. Evlere sergi olsun diye karagözlü süzme bakışlı gelinlerin, elma yanaklı kızların kınalı elleriyle sazdan ya da cil otundan ördükleri hasırları, sedirlerde şilte görevi yapan yastıkların içindeki otlar dahi boşaltılarak günlerce haftalarca işkembeleri açlıktan kasım kasım kasılan hayvanlara yem yapılırdı.
Kırsal yamaçlarda biten, ağaç ile ot arasında tercih yapamamış dikenli bir bitki vardır, adi GEVEN. Onu söker getirir kaynatır tokmaklarla döverek yumuşatıp hayvanların önüne atarlardı. Hayvanlar, ağızları dudakları yara ola ola bu iğrenç taddaki bitkiyi dahi yaşamlarını sürdürmek için yerlerdi.
Böyleri bir kıtlıktan sonraki yıllar bolluk bereket fışkırsa dahi 5-10 yıl millet belini doğrultamazdı. Düğün, nişan sünnet gibi mutluluk cemiyetleri unutulur; bellekler ızdırap elem ve acılarla dolardı.
Atatürk'ün kalkınma politikası şöyle idi : "TARIM HAYVANCILIK VE SANAİ BERABER YÜRÜTÜLECEK." Ne yazık ki Atatürk'ün bu
vasiyet niteliğindeki politikasını sürdürmeyi beceremedik. O nedenle de hayvancılığımız tabii afetlerle değil de yanlış politikalar nedeni ile "DİBE VARMUŞ DURUMDA."
İnşallah üzülerek yazdığım o yılları Tanrı bir daha göstermez. Bizler de hayvancılığımıza ülkemizin şartlarına uygun politikalar geliştirip Ansiklopedilerde hala yazılı olduğu gibi TARIM VE HAYVANCILIK ÜLKESİ oluruz.
Sevgi ve saygılarımla sunarım.
|