|
Cengiz ATİLA
Eşme-İZMİT, 18.10.2011
Y A K A C A K T E M İ N İ
Metrelerce yağan kardan sonra başlıyan tipi, yeri yurdu dümdüz ederdi. Köylerin varlığı; horoz ve köpek sesi ile inceden inceye göğe yükselmeye çalışan bacalardan çıkan dumanlardan ancak anlaşılırdı. Gündüz güneşe azbuçuk kafa tutan ayaz, akşam namazından sonra bilenmiş bir kılıç gibi insanı keserdi. Kuşlar yuvalarına zor döner, kurtlar yaradana isyan edercesine uluya uluya o uzun gecelerin gündüzünü sabırla beklerlerdi. Akan sular donar, musluklar patlar her taraf buz keserdi.
İşte Sarıkamış'lı böylesi kışlarda yaşamını sürdürmek mecburiyetindeydi. Aileler gece gündüz evin en muhafazalı bir odasına doluşur, soba da hiç geçmezdi. Kömürün yakıt olduğunu bilen yoktu. Köylerde yakıt çoğunlukla tezek ve kerme ağırlıklı midi. Ama herkesi,ve her yeri ısıtacak olan yakıt "ODUNDU" Odunsa Orman ürünüydü ve de herkesin ihtiyacını karşılıyak kadar boldu.
Öküzarabası atarabası olanlar yazdan azar azar çeşitli vesilelerle kaçak getirdikleri odunları kış için stok ederlerdi. Ayni şeyi okulların tatil olması ile birlikte becerikli ailelerin çalışkan erkek çocuklerı yapardı. Edindikleri elarabaları ile günde bir, bazende iki kez ormana gider her seferinde getirdikleri 100-150 Kg. odunu amansız kışları geçiştirmeye tedbir stok ederlerdi.
Yukarıda"Ormana giderlerdi" cümlesi biraz aykırı düştü. Aslı ve uygun olanı "MEŞEYE GİDERLERDİ" olacak. Zira gerçek Sarıkamış'lı
ormana "orman" demez "MEŞE" der. Aslında meşe bir ağaç cinsidir. Çok sert çivi işlemez yapısı vardır. Yanınca yüksek kalori verir ve o zamanlar daha çok furgun yapımında kullanılan sanai ağacı idi. Ve de Sarıkamış ormanlarında (pardon) meşelerinde numune olsun diye bir tane yoktu. Buna rağmen nereden gelmiş nasıl olmuş bilinmez Sarıkamış'lı her vesile ile ormana meşe demeyi yöresel şivesine silinmiyecek atılmıyacak şekilde yerleştirmiştir. Ve zannediyorum bu durum halen de devam etmektedir.
"GAŞKA" cılar da kendi ihtiyaçlarını karşılamadan başka çoğu ihtiyaç sahiplerine getirdikleri bu kaçak odunları satar iyi paralar kazanırlardı.
Sarıkamış'taki Orman İşletmesi"MÜDÜRLÜK" seviyesindeydi. Bu müdürlüğe bağlı Şeflikler vardı. Bu şeflikler korunmak ve kollanmak için kendilerine verilen mıntıkadan ya da mıntıkalardan taşıttıkları odunları sorumluluklarındaki depolarda stoklarlardı. Sarıkamış'lı bu depolara "REVİR" derdi. Biri merkezde diğerleri Aşıt'ta, Micingirt'te, Mescitli'de, Salıt'ta, Yenigazi'de, Hamamlı'daydı. Bu yakacak odunlar müstahsil taşımacılara ve satışlarda "TON" hesabı taşıtılır ve satışlarda bu şekilde hesaplanırdı. "STER" ölçütü sonradan icat edildi. Ayrıca meşede çürümeye terk edilmiş çam kökleri de söktürülüp getirtilir onlar da daha ucuz bir fiatla ihtiyaç sahiplerine satılırdı. Ve bunlara "KÜTÜK" denirdi. Kütüklerin sökülmesi, nakliyesi kırılması oldukca zor işlerdi. Ama çırası bol olduğundan yanınca yüksek kalori verirdi. Tek kusurları fazla is yapmaları idi.
Yine O zamanlar OLtulu'lar mevsimlik işyeri olarak Sarıkamış'ı tercih ederlerdi. Güreş tutmaya, çok çocuk yapmaya da meraklı bu çalışkan ormancılar eşekleri ile gelir öküzarabalarının inip çıkamıyacağı sarp yerlerden eşekleri ile Orman İşletmesine odun çekerlerdi. Zamanı gelince de ihtiyaç sahiplerinin ve Resmi Dairelerin almış oldukları tonlarca kütük odunlarına ustura gibi keskin ve de büyük bir ustalıkla kullandıkları baltalarını alır girişir o devasa kütükleri unufak ederlerdi. (Motorlu testereler daha ağaç ve orman katliamına başlamamışlardı) Resmi Daireler işyerlerindeki salonlara normal sobalar yerine varilden bozma sobalar koyar bu çırası bol kütük parçalarını yakar sobayı nar gibi kızartarak ancak yaşanabilir oturulabilir bir ortam yaratabilirlerdi.
Evlerin en lüzumlu eşyası, "KUZİNELİ SOBALARDI" Yakıldığında evi ısıtacak, yemek üzerinde pişecek, üzerindeki kup kazan
da devamlı kaynayan sıcak su her şeyde kallanılacak. Fırınına hamur işi tepsiler sürülecek boş kaldığında da patates doldurulacak. Bütan gaz ocaklarını 1962 yılında Akçay'lar getirdi. İlk alanlar da biz PTT ciler 25 lira taksitle almış ve birçok kimse gösteriş yaptığımızı sanarak bizleri kınamışlardı.
Sarıkamış'ın meşhur kışlarından ve de geçiştirmek için alınan tedbirlerden söz ederken "YAPMA" yı unutmak haksıslık
olur. Nahırların otlaklara hareketinden sonra toplanma yerlerine bıraktıkları mayısları (gübreleri) fakir ailelerin becerikli ve çalışkan kadınları eteklerini bellerine vurur, aptes alır gibi çemirlenir bu mayısları önce toplarlardı. (Arada bir de mayısımı çaldın yok çalmadım diye ufak çaplı münakaşalar kavgalar da olurdu.) Sonra elarabası ya da tejgerelerle evlerine kapılarına götürürlerdi. Önceden istasyondan atılmış atık toz kömürlerini getirmiş olduklarından bunları bu taze mayıslara katar yoğurur harman ettikten sonra topak yaparlardı. Bu topakları ters dönmüş bir tabak gibi yassılar ya bir duvara yapıştırır ya da altına fışkı serdiyi kuru bir yere
dizerlerdi. İyicene kuruduktan sonra toplanan bu yapmalar olurdu sana birinci sınıf bir yakıt. Bir de geçimini günübirlik kazananlar vardı. Onlar, hiç bir ihtiyacını ve gıdasını stoklıyamadıkları gibi yakıt ta stoklıyamazlardı. Onların imdadına da Alisofu ve Yağbasan
köylerinin köylüleri yetişirdi. Tek öküz kızaklarının altına bir sıra yarmaca dizer, üzerine de 10-15 kalıp tezek koyarerken saatlerde pazar yeri ettikleri Nusret'in kahvesinin önüne gelirlerdi. Gelir gelmezde hemen satar öküzün sırtına bir mitil yorgan ya da çul atar, yemler kahveye girer reminin başına otururlardı. Sattıkları yakacağın ya bir kısmını ya da tamamını remide utulur ya da bir o kadarını utar geç saatlerde köylerine dönerlerdi.
Sarıkamış'ın özellikle köylerinin bu amansız kışları atlatabilmek için Orman işletmesinin bir KIYAĞI olan "MAHTA" vardı. Orman içi ve ormana kakın köylere ahırgüzde birkaç gün belirli bir bölgeden odun getirmelerine müsaade edilirdi. Bunda da niyet iyi uygulama kötüydü. Becerikli ve uyanıklar çok getirir sefil ve mazlum kimseler pek istifade edemezlerdi.
Sevgi ve saygılarımla sunarım.
NOT:Değerli hemşehrilerim, sevgili okuyucularım. Yazılarım için yazmış olduğunuz minik mesajlarınızı ben, enerji olarak
kullanıyor, sonraki yazılarımın kalitesini yükseltmeye çalışıyorum. Ne hikmetse? Bu minik mesajlarınızı benden esirgemeye
başladınız. Yoksa yazdıklarımı artık beyenmiyor musunuz? Yoksa bıktınız mı? Doğrusu bu durumu hem merak ediyor, hem de üzülüyorum.
C.ATİLA
|