Cengiz ATİLA
EŞME-İzmit, 11.11.2011
Bizim çocukluğumuz hurafenin bol olduğu zamanlara denk gelmişti. Bu hurafelerden birisi şöyle idi: "Dünya öküzün boynuzunda duruyor." Öküz başını salladıkça da zelzeleler oluyor. Bu hurafe ve safsataları dinliyerek büyüdük okula gittik. 4.ve 5. sınıflara geldik. ATLAS adında bir kitabı okuyup öğrendik ki, dünyanın öküzün boynuzunda durması söylemleri, hurafenin yalanlarından ve yanlışlarından sadece birii.
Dünyanın, güneşten kopmuş adına "yıldız" adı verilmiş milyarlarca parçalardan biri. Soğumuş, canlıların yaşıyabileceği ortamlar oluşmuş. Şeklinde öğrendik. İleri sınıflarda da bizimle beraber dünya hakkındaki bilgilerimiz de büyüdü.
Bu bilgiler; dünyanın yuvarlak olduğu, kendi etrafında 24 saatte dönüp gece ve gündüzü meydana getirdiğini, 365 günde güneşin etrafında dönüp mevsimleri oluşturduğu, beş kıtanın bulunduğu, denizlerin % 75, karaların % 25 olduğu gibi temel bilgilerdi.
İlerliyen zaman içersinde teknoloji de ilerledi. Ve gidilmesi görülmesi mümkün görülmeyen dünyayı ilkin iletişim sektörü küçültmeye başladı.
1876 yılında Amerikalı Bel ile yardımcısı Thomas Watson telefon'u icat ettiler. İlk konuşmayı Bel yan odadaki Watson'a "Watson buraya gel seni görmek istiyorum." Şeklinde olmuştur.
Bunun üzerine bu buluşu durmadan geliştirmişler nihayet 1915 yılında şehirlerarası görüşebilecek duruma getirmişler ve konuşmaları Bel, başka bir şahirdeki Watson'a yine "Watson buraya gel, seni görmek istiyorum." Şeklinde olduğunda Watson şu cavabı vermiştir. "Bu bir hafta sürer."
Evet, sevgili okuyucular üzerinde yaşadığımız bu devasa dünyayı ve içindeki bilinmezleri telefon'un icadı sağlamış, DÜNYAYI KÜÇÜLTME ŞEREFİNİ elde etmiştir. Tabii yıllar geçtikçe haberleşmenin omurgasını teşkil eden telefon, gelişmiş, nihayet 1978 yılında Japon'lar cep telefon'unu icat ederek haberleşme sektöründe devrim yaratarak dünyanın küçülmesinde büyük bir pay sahibi olmuşlardır.
Ülkemizin ve ülkelerin telefon haberleşmesinde nereden nereye geldiğini anlatmak için bir hatıramı anlatmak istiyorum. 1980 ve 1981 yıllarında görev yerim Sakarya idi. Makam odamın kapısı açıldıkça salonda telefon konuşması sırasını bekleyenleri görürdüm.
Bir gün, saat 15,30 sıralarında memurla bir müşterinin münakaşalarına müdahale etmek mecburiyetinde kaldım. Adam şöyle konuşuyordu. "Müdür bey, saat dokuzda bir İstanbul konuşması yazdırdım. Sıram gelmeyince onda aceleye çevirttim. Ve şimdi saat 15,30 konuşmama hala sıra gelmemiş. Oysa ben arkadaşımı İstanbul'a gönderdim işimizi görüp geldi. O nedenle iptal ettirmek istiyorum.
Adam çok haklıydı. 140 Kilometredeki İstanbul'la 6,5 saat beklediği halde konuşamıyordu...
Şimdi öyle mi? Daha önce haberleşme sektörüne hizmet eden mors alfabesinin, yani telgraf'ın pabucunu dama atan "TELEFON" hayra kullanıldığında deprem enkazının altından canını kurtarabiliyor, dağdaki çoban sürüye kurt saldırdığını köye bildirebiliyor, ya da şer'e kullanıp, hırsızlığı, kaçakçılığı, mayın patlatmasını, yasak gönül işlerini kolayca yapabiliyor.
Zamanla beraber teknolojide ilerliyor, dünyayı küçülten icatlar peş-peşe geliyordu. İskoç mucit John 1925 yılında"Stok ey Bill" adını verdiği ilkel televizyonu geliştirerek 1929 yılında BBC Yayımcılığı'nın hizmetine vererek "Dünyanın sanıldığı kadar büyük olmadığını" ispat etmiştir. Bu gün Amerika'da topa vuran futbolcuyu evimizde seyretmenin keyfi de böylece başlamıştır.
İletişim Sektörü akıllara durgunluk verecek şekilde gelişiyor. Yine Amerika'lı John 1939 ve 1940 yıllarında elektrikli hesap makinesini icat etmiş, bu sistemi daha da geliştirerek 1971 yılında kendi Bölgesel Mahkemesi tarafından"Bilgisayarın kaşifi" olarak ilan etmiştir.
Bilgisayarı böylesi kısıtlı satır ve sayfalarla anlatmanın imkanı yoktur. Ancak; bir tarifi gerekirse; İletişimin her dalında, üretimde, tüketimde, tarımda, ticarette,basında, eğitim ve kültürde, sağlık hizmetlerinde, savaş araçlarının kalitesinin yükseltilmesimde, kısacası; insan yaşamının her dalında kalite ve kolaylık getiren asrın emsalsız "HARİKASI" şeklinde bir tarifini yapabiliriz.
Tabii İletişim Sektörü tek başına dünyayı istanildiği kadar küçültemezdi. Bir yardımcı sektör gerekliydi. "ULAŞTIRMA SEKTÖRÜ" durumdan vazife çıkararak gecikmeden bizin oraların tabiri ile"TIRISA KALKTI."
O, hurafelerini dinlediğimiz zamanlarda Karslı birisi İstanbul'a gitmeyi niyet ettiyse, üç ayrı aktarmalı treni, dört gün üç geceyi yollarda ve yolculukta geçirmeyi göze almış demekti. İstanbul'a varınca da külhandan çıkmışa benzer, hatta hastalanırdı.
Bizim amcazadelerden bir kısmı, Rus ve Ermeni işgal ve mezaliminden bıkmış olmalılar ki, şöyle bir karar alırlar. "Yaz geldi mi buralarda durmak bize haram olsun." Ve yaz gelir. İki at arabasına çoluk çocuk, yatak yorgan ne yükliyebildilerse yükleyip, günbatımını istikamet tayin ederek yola çıkarlar. Toprak köy yollarından, dere yataklarından dağ bayır aşarak, sora öğrene üç aya Ankara'ya ancak varabilirler.
Yine bu yıllarda Kars- Sarıkamış arasında ( Altmış Km.) dolmuş faytonlar çalışırdı. At, gerek binek olarak, gerek koşun hayvanı olarak çok kıymetliydi. Askerî Birliklerin çoğu da hayvanlı birliklerdi.
Motorlu vasıtaların ulaştırma sektörüne girmesi ile öküz arabaları, at arabaları, deve kervanları tatlı bir geçiş süresi yaşıyarak kendilerini emekliğe ayırdılar. Onlar emekliğe ayrılınca yan kuruluşları olan demircilik, nalbantlık, saraçlık gibi sanatlar da bu gelişmeye ayak uyduramayıp kapandılar, ya da iş geğişikleri yapma mecburiyetinde kaldılar.
Çift şoför mahalli AUSTİN kamyonlar yük ve yolcuyu birlikte taşımada çok hizmet ettiler. Sonra, otomobil, kamyon, otobüs, TIR gibi çeşitlere ayrılıp Türkiye'nin Kara taşımacılığının bel kemiğini teşkil ettiler. Tabii kara taşımacılığı için düzgün yollar gerekiyordu. Ülkemiz bu meseleyi halletmiş köy yollarımızı dahi şimdilerde asfalt yapmıştır.
Bu gün trafiklere kayıtlı 15 milyon araç vardır. Ve yolların durumu karınca kervanlarından farksızdır.
Deniz Yolları dünyayı küçültme olayında henüz kayda değer bir varlık gösterememiştir. Demir Yollasrı ise, hızlı tren projeleri ile ülkelerinin trenlerine 400-yüz 500 yüz Km. hız yaptıran ülkelere benzemeye şimdilerde başladık.
Ama, Hava Yolları dünyadaki emsallerinden hiç te geri kalmamış iç ve dış seferlerine kalite ve sefer çokluğu getirerek dünyayı asıl küçülten sektörlerden biri olmuştur. Ve, böylece dünya insan oğlu tarafından küçültülmüştür.
Dileğim odur ki; böylesi küçülmelerle birlikte düşmanlıklar, kinler, nefretler, menfaat düşkünlükleri, savaşlar, salgın hastalıklar ve insan yaşamını olumsuz etkileyen her şey de, "DÜNYA İLE BİRLİKTE KÜÇÜLSÜN. "Bunların yerini "BARIŞLAR, MUTLULUKLAR, ve SEVGİLER" büyüyerek alsın...
|