Sevgili Hemşehrilerim,
Bu site basın ahlak kurallarına uymayı alenen kabul eder. Hiç bir kişi, kurum ve kuruluş aleyhinde yazı yazmamaya önem gösterir. Hiçbir siyasi görüşü desteklemez ve devlet büyüklerinin tümüne ayrım gözetmeksizin aynı şekilde saygı kuralları çerçevesinde davranır ve bu durumu bozacak hiçbir yazının yayınlanmasına müsade etmez. Kişileri, ırk, din, dil ve renk gözetmeksizin herkesi eşit kabul eder ve birinin diğerine üstünlük sağlayacak şekilde yazı yazmasına müsade etmez.

Sitemizde bulunan tüm bilgi ve belgeler art niyetli kullanım dışında diğer kardeş siteler tarafından kaynak belirtmeksizin kullanılabilir. Sitede yayınlanan kişilerin kişilik haklarını engelleyecek, aleyhte durum oluşturacak hiç bir yayına müsade etmeyecektir. Bu durumda mağdur kişi lehine taraf olacaktır.

Sitemiz Sarıkamış'lıların tanıtılması, kendilerine güvenin artırılması ve birlik beraberlik ruhunun oluşturmasını kendisine amaç edinmiştir. Bu bağlamda her türlü öneri ve çalışmayı desteklemektedir. Sarıkamış adına yapılacak her türlü etkinlikte bulunmayı görev kabul eder ve bu istikamette yayın yapar.

Saygılarımızla,
Bildirim
  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default style
  • blue style
  • red style
Çarşamba, 23 May 2012
YOU ARE HERE: Anasayfa Makaleler Cengiz ATİLA Yazıları (II) M E N D İ L

M E N D İ L
Cengiz ATİLA
EŞME-İzmit, 30.12.2011
 
(Bu yazı okurlarıma ve tüm hemşehrilerime yeni yıl armağanı olsun.)
 
Mendil, aslında kare şeklinde bir bez parçası olomasına rağmen insanların kullandığı aletlerden biri ve vazgeçilmezidir. İlk insanlar edep yerlerini örttükten sonra mendile ihtiyaç duymuşlar, yosunlardan yapraklardan mendil seçip yanlarında bulundurmuşlardır.
 Anneler, çocuklarının sümüklü burunlarını,mendil ya da mendil niyetine bir bez parçası ile siler temizlerler. İlkokul yıllarımızı hatırlıyacak olursak, sınıfa giren öğretmen mendilleri ve onların üzerine konulmuş ellerin tırnaklarını muayene ettikten sonra yoklama yapar derse öyle başlardı.

Yine ilkokulda el-işi dersi vardı. Öğretmen erkek çocuklara ağaç ve kilden ödevler verir, kızlara da mendil yapmasını öğretirlerdi. Kızlar da 40x40 ebadındaki beyaz patiskanın kenarlarına yakın yerlerden iplikler çeker, onların yerine koyu renk iplikler geçirir kenarlarına da tığla ya da iğne oyası ile sıçan dişi yapar çevirir güzel mendiller yaparlardı.
Anneler de çocukluktan sıyrılmaya çalışan kızlarına ilkin, mendil yapmasını öğretirlerdi.Mendil önemliydi. Değerliydi. Hatta kutsaldı. Hele de ipek mendil kolay kolay bulunmaz bir mücevher gibiydi.

Genç kızlar hünerli elleriyle yapmış oldukları mendillerden birine yavuklusunun isminin baş harfini işliyerek armağan ederdi. Böyle bir armağan alan delikanlı hazine bulmuş gibi olur, onu özel olarak saklardı. Akslik olup ta sevgilisine kavuşamıyan delikanlı kahrından kara sevda sonunda da verem olur, ölünce de vasiyet olarak sevgilisinin mendilini kefeninin arasına konulmasını isterdi. Acıklı hikâyelerin birçoğu buna benzer şekilde olurdu.

Mendil, kadın-erkek, genç-yaşlı herkesin cebinde ya da çantasında bulundurulması gereken bir araçtır. Hapşırmak, öksürmek, burun akması, bir yerin kesilip kan çıkması durumunda ilk olarak mendili kullanırız. Kısacası mendil demek "temizlik " demektir.
 Mendilin büyüğüne "mahrama" denir. Mahramaları daha çok yaşını başını almış tertipli erkekler kullanırdı. Ve ceplerinde iki mahrama taşırlardı. Birisi kurulanmak için, diğeri de bir şeyler aldığında mahramaya koyup bohça yaparak eve getirmek için kullanırlardı. Köy delikanlılar ise; mahramayı tarla-çayır biçiminde tırpanın zorunu azaltmak ümidiyle ıslatarak başlarına bağlarlardı.
Mendilin bir çok şiire ve şarkılara konu olduğunu da görürüz.
 Mendilim dalda kaldı
Gözlerim yolda kaldı.
 
Mendilimin yeşili
 Ben kaybettim eşimi.
Gibi. Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz.
Hazır giyim yokken erkeklerin takım elbiselerini terziler dikerdi. Ve çeketlerin sol yakasının yanına yaka cebi yaparlardı. Çünkü, bu cebe mendil koymak moda idi. Köy delikanlıları bunu istismar eder mendilin yanına ayna tarak tesbih V. S. de ilave ederlerdi. Mendilin bu cebe konuluş biçimiyle de mesajlar verilmek istenirdi. Delikanlı mendili tek kulak yaparak koymuşsa "Bekarım. Ve her türlü ilgiye açığım. " Mesajını vermek isterdi. Yok eğer mendildeki kulak çiftse "ben evli ve mutluyum. " demek isterdi. Mendilde hiç kulak yoksa "evliyim ama mutsuzum." mesajı ile kendini acındırmaya çalışırdı. Kara sevdalıların durumunu ise, zil kara siyah mendiller ifade etmek isterdi.

Kendilerine türkülerin ve şarkıların " İMPARATÖRÜ" dedirten İbrahim Tatlıses ile Mustafa Keser türküleri ve şarkıları ağızları ile söyleseler de, söylenenlere bir estetik bir güzellik kazandırma görevini çeşitli ritimler yaptırdıkları güzel mendillere borçludurlar.
Mandil, ölü evlerinin de, düğün evlerinin de vazgeçilmezidir. Birincisinde keder elem yas için dökülen gözyaşlarının kurulanıp silinmesinde kullanılır. Düğün evlerinde ise tam bunun tersi olur. Zevk için neşe için keyif için fışkıran terlerin akan selik ve sümüklerin silinmesinde görev alır. Barı yöneten bar başındakinin elindeki mendil oldukca güzel olur. Hele de O mendile yaptırılan ritmik hareketler daha da güzel olur ki, buradan barların horonların folklörün mezesi "mendildir" diyebiliriz.
 Temizlik kâğıtlarının icat edilmesi meyanında kâğıt mendillerin kullanılması mendilin rağbetini düşürmemiş, sadece tüketimini azaltmıştır. Çünkü kâğıt mendillerde vefa yoktur. Bir kere kullanıldılar mı gözlerini çöp kutusuna dikerler.
 Bir de mendili "UNUTULMAZ HATIRALŞARIN OLUŞUMUNDA ROL ALMASI " var ki, buna saygı duymamak ne mümkün?

Sarıkamış'ın saygın iş adamlarından Yakup Aksoy ile akran ve asker arkadaşıyız. İstanbul'un Selimiye Kışlası'nda 30. Mot. Top. Tb. Karargah bölüğünde idik. Ben, taburun yazıcısıydım O da bölüğün. İkimizde çavuş forsumuz o biçimdi. Teskerelerize ramak kalmışken birliğimiz Tekirdağ'ın Malkara ilçesine kalktı. Son günlerimizi Malkara'nın çarşı pazarını gezerek yiyip içerek geçiriyoruz. Bazen de birşeyler umarak mahalle aralarına dalıyoruz.

Bir gün, bir düğün alayına rastladık.Önde orta boy bir Türk bayrağı, arkasında davul-zurna, Trakya'nın ve Trakya'lının vazgeçilmez çalgılarından klarnet keman ve darbuka. Bir kasap havası tutturmuşlar vur patlasın çal oynasın ederek bize doğru geliyorlar. Biz iki gariban asker düğün alayını görünce söğüdün dibine çekildik kol-boyun olarak seyrediyoruz. Düğün alayı tam bizim hizamıza gelmişti ki, çalgılar sustı, düğün kortejide durdu. Çalgıcıların gerisinde kol kola yürüyen damatla gelin de durdu. Beyaz tüllere bürünmüş bir gonca kadar taze, bir üveyik kadar güzel gelin damadın kolundan sıyrılıp bize doğru gelmeye başladı. Yanımıza geldi her ikimizin de yanaklarından o dolgun dudaklariyle arzuyla doya doya öptü. Sonra koynundan tam memelerinin arasından parfüm emdirilmiş iki güzel mendil çıkardı birini bana birini de Yakup'a verdi. Biz, donakalmış hiçbir tepki gösteremiyorduk ki gelin biraz geriledi sonra da güzel gülücüklerinden de bol bol ikram etti ve şunları söyledi.

-Benim kardeşim de asker. SARIKAMIŞ' ta.
 Demez mi?

(Herkese mutlu yıllar)
 

 
Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Atik HİNDİSTAN  - TEŞEKKÜRLER   |31-12-2011 12:01:56
Eline,Diline,Düşüncene sağlık........

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."