Sevgili Hemşehrilerim,
Bu site basın ahlak kurallarına uymayı alenen kabul eder. Hiç bir kişi, kurum ve kuruluş aleyhinde yazı yazmamaya önem gösterir. Hiçbir siyasi görüşü desteklemez ve devlet büyüklerinin tümüne ayrım gözetmeksizin aynı şekilde saygı kuralları çerçevesinde davranır ve bu durumu bozacak hiçbir yazının yayınlanmasına müsade etmez. Kişileri, ırk, din, dil ve renk gözetmeksizin herkesi eşit kabul eder ve birinin diğerine üstünlük sağlayacak şekilde yazı yazmasına müsade etmez.

Sitemizde bulunan tüm bilgi ve belgeler art niyetli kullanım dışında diğer kardeş siteler tarafından kaynak belirtmeksizin kullanılabilir. Sitede yayınlanan kişilerin kişilik haklarını engelleyecek, aleyhte durum oluşturacak hiç bir yayına müsade etmeyecektir. Bu durumda mağdur kişi lehine taraf olacaktır.

Sitemiz Sarıkamış'lıların tanıtılması, kendilerine güvenin artırılması ve birlik beraberlik ruhunun oluşturmasını kendisine amaç edinmiştir. Bu bağlamda her türlü öneri ve çalışmayı desteklemektedir. Sarıkamış adına yapılacak her türlü etkinlikte bulunmayı görev kabul eder ve bu istikamette yayın yapar.

Saygılarımızla,
Bildirim
  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default style
  • blue style
  • red style
Çarşamba, 23 May 2012
YOU ARE HERE: Anasayfa Makaleler Cengiz ATİLA Yazıları (II) SARIKAMIŞ'TA SİNEMA GÜNLERİ

SARIKAMIŞ'TA SİNEMA GÜNLERİ
Cengiz ATİLA
EŞME-İzmit, 07.01.2012

    1940'lı yılların ikinci yarısında Gazipaşa İlkokulunda öğrenci iken Sarıkamış'ta sinema yoktu. Öğretmenlerimizden ikisi subay hanımı idi. Onların yardımı ile Askerî Mahfele sınıfça sinema seyretmeye götürüldük. Seyrettiğimiz film sessiz ve Miki-Fare filmiydi. Sinema ile böyle tanışmıştık.
   
     İlerliyen yıllarda manifaturacı, yerel Sarıkamış Gazetesi'nin sahibi ve müteahhit Özdemir Kırali Sarıkamış'ta bir sinemanın gerekliliği fikrini ilk edinen oldu. Ve sinema yapmak maksadı ile mülkiyeti Belediye'ye ait olan atıl durumdaki kiliseyi kiraladı.
   
    Sinema yapmak maksadı ile kiralanan bu tarihi binanın geçmişine ve tarihine ciddi bir şekilde bakılmadan sinemanın anlatılması yarım-yamalak olur.

    Kilise olarak planlanan ve yapılan bu tarihi eser 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra Çar II. Nikola'nın emirleri ile işgalden sonra Rus'lar yapmıştır.

    Ruslar Sarıkamış'ı terk ettikten sonra da bu tarihi kilise oldukça iyi durumdaydı. Öyle ki; Toprak Mahsülleri Ofisi üreticiden almış olduğu tahılları depolayacak yer bulamamış burasını Belediye'den kiralıyarak tahıl doldurmuştu. (Arpa-buğday) Açık dökülen binlerce ton tahılın kitlesel basıncı duvarlardan birini çatlatmıştı.

     İşte Özdemir Kırali'nin buraya talip olduğunda, bina boşaltılmış kapılarına kocaman birer asma kilit vurulmuş durumdaydı. Nihayet gereken yasal ve fiili düzenlemeler yapılarak sinema oldu. Sinemanın makinistliğine ve işletmeciliğine beş evlerde oturan makinist Çil Ahmet'in oğlu Muzaffer Baydar'ı Özdemir Kırali görevlendirdi. (Çerkezler Muzaffer Baydar'a alatırikçi Mizo.O da kendisine böyle denilmesinden hoşlanırdı.)

     Sinema işletmeye açıldı ama, Sarıkamış halkının sinemaya gitme alışkanlığı henüz filizlenmemişti. Bu nedenle sinema devamlı zarar ediyordu. Sonunda Özdemir Kırali sinemayı Muzaffer Baydar' devretti.

     Muzaffer Baydar sinemayı kendi adına tescil ettirdikten sonra işletmeciliğine kalite getirip Sarıkamış halkını sinema kolik etti. Cumartesi-Pazar kesintisiz matine, hafta içi hanımlara özel matine, akşamları karma -karışık matime derken sinema, Muzaffer'e para kesen matbaa oldu.

    Sinemacılık sayesinde Muzaffer zenginleşti. Kişiliğini geliştirdi. Politika ve cemiyet işlerinde de görevler edinip iyi bir iş adamı oldu. Muzaffer Baydar'ın bu durumunu kıskananların başını Belediye çekti ve sinemayı Muzaffer'in elinden aldı. O da Orta Okul Caddesi üzerinde efsane Belediye Baş Komiseri Altı Parmak Mehmet Kılıç'ın yerlerini alıp orada ayrı bir sinema yaptı. Böylece Sarıkamış'ta sinemaların rekabeti böylece başlamış oldu.

    Sinemalar rekabet ededursunlar biz biraz kilisenin o görkemli çan kulesinin yıkılışının hikâyesine değinelim. 1962 ya da 1963 yılları idi. Sarıkamış'takı Askerî Birlikleri denetlemeye dönemin Genel Kurmay Başkanı Cevdet Sunay geldi. Kiliseyi görmüş ve sormuş. Soranlar da anlatmışlar. Bunu üzerüne şu emri veriyor." Ben Digor'a gidiyorum. Dönene kadar bu çan kulesini yıkın."

   Yıkım işini tümen, İstihkâm Taburunu görevlendirdi. İstihkam Taburu kırmızı taştan sekiz gen olarak yapılmış bu güzelim çan kulesini murç ve çekiçle kıra-erite bir ayda yıkabildi. Kilise, özellikle de çan kulesi PTT binasının tam karşısında olduğundan çalışmaları yakinen takip edebiliyorduk. Ve nihayet çan kulesi yıkıldı O güzelim tarihi eser de boynuzları kırılmış öküze benzedi...

    Kuleden devasa bir bomba çıktı. Pasların kapladığı bu bombayı bahçenin kuzeybatısına caddeye yakın bir yere attılar. İki kış orada kaldı. Sinemaya gelenler ayakkabılarının çamurlarını buna silerek temizliyorlardı. Sonra Sarıkamış'taki Topçu Taburlarından birine ihtisası "Topçuluk Tarihi" olan bir binbaşı geldi. Bu binbaşı bombayı gördükten sonra "dünyada bu büyüklükte bir gülleyi atacak topun olmadığını" ileri sürerek Tümen Komutanlığına müracaatta bulunarak bombanın muhacehede açılması talebinde bulunuyor. Ve bomba askerî ve sivil erkândan oluşan bir heyet huzurunda açılıyor. İçinden 105 Kg. altın çıkıyor. Altınlar Merkez Bankasına gönderilip binbaşı da albaylığa terfi ettirilerek 10 maaş ta ikramiye veriliyor. (Bu paragrafta yazdıklarımın doğruluğundan emin değilim. Çünkü, merak etmemize rağmen yetkili kaynaklardan gerçek ve sağlıklı bilgi alamamıştık. Bu yazdıklarım da o günlerin söylentileri idi.)

    Nihayet günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovalıya kovalıya 1960 lı yıllar bitti. 1970 li yılların başlarında televizyon icat edilip insanların yaşamına girdi. Tabii her yerde olduğu dibi Sarıkamış'ta da sinemaların pabucu dama atıldı. Yazıma konu etmeye çalıştığım kiliseden bozma sinema da sinema olarak çalışırken bir yangın geçiriyor. (1970) Sonrasını Prof. Oktay Belli'nin yazdığı KARS II. KENT KURULTAYI KAFKASYA'DA ORTAK GELECEĞİMİZ. adlı kitaptan şöyle öğreniyorum. Yangından sonra onarılmış ve bir minare ilave edilerek cami olarak hizmete açılmıştır. Ve camiye FETİYE CAMİSİ adı verilmiştir.

    Sinemacı Muzaffer Baydar'a gelince: 1995 yılında İzmit'te kâğıtçı dükkânım vardı. Bir gün oraya çıkageldi. Görüştük. "Buralarda ne aradığını sordum." Pek inanmadığım bazı şeyler anlattı ben de fazla üstelemedim. Çok becerikli idi. Elinden her iş gelirdi. Gençliğinde de Demir Sporun lisanslı kayakçısı idi. Tavuk çiftliklerimin elektrik su arızalarını islah eder, dükkânın bünyesindeki Spor Toto kuponlarının kabüllerini de yardım ederdi.

   Köseköyde (Kartepede) tek katlı bahçeli bir ev aldı. Çocukları da münibüs çalıştırıyorlardı. Sonra, ömrünü siz sevgili okuyucularıma ve hemşehrilerimize bağışladı. Allah rahmet etsin, çalışkan, becerikli ve faydalı bir hemşehrimizdi.


Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
salih baydar  - agzına saglık cengız abı   |07-04-2012 20:37:34
saygı deger cengız abı babamın yasantısını okadar guzel anlatmıssınkı
gururlandım babam esı benzerı bulunamayacak bır ınsandı allah nur ıcınde
yatırsın.
Oktay YAVLAL  - SAYGI   |09-01-2012 20:32:26
Saygıdeğer Cengiz Abi,
Allah sizlere sağlıklı ve uzun bir ömür nasip
etsin. Sizler, yaşayan bir tarihsiniz.
Her zaman söylediğim gibi
Sarıkamış adına bu yazdıklarınız birer yazılı vesika olarak gelecek
kuşaklara aktarılacaktır.
Bu emeğinizden dolayı üzerimize hakkınız
geçiyor.

Saygılarımı sunuyorum.

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."