Sevgili Hemşehrilerim,
Bu site basın ahlak kurallarına uymayı alenen kabul eder. Hiç bir kişi, kurum ve kuruluş aleyhinde yazı yazmamaya önem gösterir. Hiçbir siyasi görüşü desteklemez ve devlet büyüklerinin tümüne ayrım gözetmeksizin aynı şekilde saygı kuralları çerçevesinde davranır ve bu durumu bozacak hiçbir yazının yayınlanmasına müsade etmez. Kişileri, ırk, din, dil ve renk gözetmeksizin herkesi eşit kabul eder ve birinin diğerine üstünlük sağlayacak şekilde yazı yazmasına müsade etmez.

Sitemizde bulunan tüm bilgi ve belgeler art niyetli kullanım dışında diğer kardeş siteler tarafından kaynak belirtmeksizin kullanılabilir. Sitede yayınlanan kişilerin kişilik haklarını engelleyecek, aleyhte durum oluşturacak hiç bir yayına müsade etmeyecektir. Bu durumda mağdur kişi lehine taraf olacaktır.

Sitemiz Sarıkamış'lıların tanıtılması, kendilerine güvenin artırılması ve birlik beraberlik ruhunun oluşturmasını kendisine amaç edinmiştir. Bu bağlamda her türlü öneri ve çalışmayı desteklemektedir. Sarıkamış adına yapılacak her türlü etkinlikte bulunmayı görev kabul eder ve bu istikamette yayın yapar.

Saygılarımızla,
Bildirim
  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default style
  • blue style
  • red style
Çarşamba, 23 May 2012
YOU ARE HERE: Anasayfa Makaleler Cengiz ATİLA Yazıları (II) KADIN'LARIMIZIN DÜNÜ BU GÜNÜ

KADIN'LARIMIZIN DÜNÜ BU GÜNÜ
Cengiz ATİLA
EŞME-İzmit, 22.02.2012

    (Bu yazımı sevgili Giray Çakır'a itaf ediyorum. )

     Bu gün 16 Mart 2012 Bizleri özlemiş (Göresmiş) çıkıp gelmiş bizim kar. Bazen akıllı akıllı yağıyor bazen de deliliği tutup tipiye çeviriyor. Tabii eli de boş gelmemiş. Heybesinde soğuk ve ayaz da getirmiş.

     O nedenle bahçede ve atölyede yapacağım iş yok gibi. "Bir günden ne çıkar?" diyerek televizyon kolik olmaya karar verdim. Uzaktan kumandayı elime alıp kanallarda gezinmeye başladım.

     KANAL TÜRK kanalında bir türlü yaşlanmak nedir bilmeyen, şarkıları ve türküleri her yeriyle söyleyen, her yerine ayrı bir estetik vererek kıvırtan, müzik delisi KİBARİYE'nin programına takıldım. Konuğu da Türk Sanat Müziğinin büyük ustası Zekai Tunca.

    Gözlerimle ekrana gelenleri seyrediyor, söylenenleri kulaklarımla dinliyorum ama; aklım fikrim stüdyoyu hınca hınç doldurmuş, giyinmiş, kuşanmış, süslenmiş, sürünmüş, bezenmiş, yüzlerce genç ve güzel bayanda. Huşu ile söylenenleri dinliyorlar. Alkışları hiç kesilmiyor. Söylenenlere eşlik edip yerlerinde duramıyorlar. Kalkıp oynuyorlar coş'a geliyorlar.

    Ben zavallı köylü çocuğu saf saf kendime soruyorum. "Bu hanımefendilerin evleri barkları yok mu ?" Evlerinin işlerini kimler yapar?  Sorumluluykları var mıdır yok mudur ?" Diye.

   Bu sorulardan hareketle yazımın başlığını buluyor ve de kalemi elime alıyorum.

   Dolanbaçlı yollara sapmadan son sözümü önce söylemem gerekirse, "Evvelden kadınlık zordu. Şimdi kolaylaşmış."
   Analarımız ninelerimiz yokluğun kıtlığın cahilliğin medeniyetsizliğin kol gezdiği bir dönemde yaşadılar. Elektriği ve elektrikle çalışan insan yaşamını kolaylaştıran alet ve edavatları görmeden tanımadan, ekmek pişire pişire kör oldular. Çok çalıştı az yediler. Kırkında belleri büküldü ellisini göremeden öldüler. O nedenledir ki onların bir adı da "EKSİK ETEK" tir.

    Onlar küçük yaşta hatta çocukluklarını dahi yaşamadan, arzularının dışında evlendirildiler. Evlendirilmek te ne evlendirilmek? Ata bindirilip yüzüne al valayı örtmek, birkaç bohça, bir aynalı tahta dandık ve şerefine birkaç saat çalınan davul zurna dımbırtısı. Başlık parasının miktarını ve kimin aldığını gelin gittiği evde ve başkalarından öğrenecektir.

    Doğası gereği gittiği evdeki erkeğine ilk vazifelerini yaptıktan sonra, vakit kaybetmeden ailenin iş gücüne ve üretimine katılması mecburiyetti. Zaten bunun için gelin edilmiş başlık parası bunun için verilmişti.

    Sabah namazı vaktinde uyanacak. Kaynataya kaynanaya abdest suyu hazırlıyacak. Evi ahırı temizliğecek. İnekleri sağıp sütü halledecek. Yayık yayacak. Su taşıyacak. Ocağı tandırı yakacak. Tavukları yenleyecek. Köpeği doyuracak. Sofra kuracak. Herkes doyup kalktıktan sonra kalan artıklarla açlığını bastıracak. Bunlar ve benzerleri kesintisiz günlük işler.

    Sonra, üç çocuk peş peşe doğuracak. Onları birer ikişer yaşlarına kadar emzirecek. Yeneyip yedirecek. Giymeyip giydirecek. Onları bağrına basacak. Delice sevecek. Can diyecek, gurban diyecek balam diyecek. Başlarını okşayıp kucağına alacak. Civcivlerini korumak için köpeği öldüren gurk tavuk gibi onları koruyacak. Ve onlara "ANA GİBİ ANA" olacak.

    Yaşı 3-5 yaş ilerlemiş O artık anaç gelin olmuştur. Kör olan kaynanasının işi olan ekmek pişirmek te ona kalmıştır.
    Böylesine bir hayata alışmaktan başka çaresi olmıyan cefakâr ve fedakâr gelin bu kez ek işler icat edecektir. 15-20 tane kaz üretecek. Onları çoğu kez çocukları ile birlikte güdecek. Ahir güzde kesip ailenin et ihtiyacını karşılıyacak. Tüylerini yastıklar minderler yorganlar döşekler yaparak değerlendirecek.

    Köylünün işi biter mi? Hele de kadınlarının. Bu kez koyunlardan kırpılan yünleri yıkayıp temizliyecek. Onları eğirip iplik yapacak. Çocuklarına kocasına ev halkına çoraplar eldivenler kazaklar başlıklar örecek. Halı kilim dokuyacak.

    Harman zamanı gök gürlemesini işitir işitmez harmana seyirtecek, telaşa düşenlere yardım edecek.
    Dinlenme, eğlenme, keyif etme, folklör, müzik, gezmeler gibi insana haz veren faktörlerin sayfaları onun hayat defterinden koparılıp atılmıştır. Bunun böyle olduğunu teğit eden Kamel Sunal'ın bir filmi var. Kemal Sunal eşekle çifte koşulmuş, Adile Naşit'te çilekeş köy kadınını temsilen çifti tutuyor. Bazen de Kemak Sunal'la yer değişiyorlar. Filmin bu karelerinde asla ve asla abartı yoktur. İşte dünün kadınının böylesine bir hayata isyanı sadece "KADER" demektir.

    Bu satırları yazarken çok duygulandım. O nedenle yeterli görüp noktayı koyacağım. Ve Kibariye'nin proğramını seyredenlere ve emsallarına sataşacağım.

    Tabii onların temsilcisi olan birini muhatap alıp soracağım.
   - Hanımefendi, sizlerin eviniz barkınız sorumluluklarınız ve yapacak işleriniz yok mu? Ben köylü çocuğuyum. Cahilliğimi bağışlayın. Lütfen benim bu konularda fikir edinmeme yardımcı olur musunuz?
   -Elbette. Ayol sen gerçekten köylü çocuğu imişsin. Senin o yazdıklarının devri kapandı, modası geçti.Kadınlarımız okudu. Gözleri açıldı. Dünyayı gezip görerek ya da televizyon sayesinde tanıdı. Görgüleri bilgileri arttı. Senin anlıyacağın " modern, çağdaşi, özgür Türk kadını" oldu. Çoğumuzun ekonomik özgürlüğü de var. Yani erkeğin eline bakmıyoruz.

    Evlerimizin işlerini elektrikli aletler yapar. Her işin makinası var. Onları da hizmetçiler kullanır. Haftada bir Temizlik Şirketlerinden işçi kadınlar gelip dip köşe temizlik yaparlar.

     Hepimizin cep telefonu var. Sabah kahvelerimizi höpürdetip sigaralarımızı tellendirdikten sonra, gazetelerin televizyon sayfalarını tarar, sonra biribirlerimize hayırlı sabahlar diler, buluşacağımız kanalı tesbit ederiz. Senin anlıyacağın Kibariye olayı alalade ve bizler için sıradan şeylerden biridir.

    En iyisi sen televizyonun magazin kanallarında gezin. Magazin gazeteleri ve dergileri al. Okumasan bile şöyle bir bak. O televizyon kanalları bizlerin sayesinde rayting yapabiliyorlar. Gazete ve dergilerin de ekmek teknesi bizleriz.Hepimizin kuaförü terzisi var. Ağda masaj ve güzellik salonları bizlerin sayesinde ayakta duruyorlar.

    Yemek işi zaten prablem değil.Ya gider lüks Restaurantların salonlarına kuruluruz ya da telefonla siparişlerimizi veririz evlerimize gelir.

    Turizm mevsimi geldi mi önce beyleri tatile göndeririz. Onlar bu anlayışımıza bayılırlar, fit olurlar. Sonra biz, Turizm Acentelarının rehberlerini tarar Mavi Yolculuklara, Nil Safalarına çıkar, sonunda Ak Denizin serin sularına kendimizi teslim ederiz. Bronzlaşır çikolata gibi olur sonra döneriz.

    Elbette ki; erkeklerimize olan kadınlık görevlerimizi merak edeceksinizdir. O iş zırt-pırt olmaz. Onu belli kurallara bağlarız. Ve kuralları da genellikle hep biz koyarız. Bizler istemedikten sonra Nooo Nooo Nooo. Anlıyorsun değil mi? (Hem de nasıl)

    Tek problemimiz gebe kalmak çocuk doğurmaktır. Bazılarımız anneliği merak ederek, bazılarmız da ailelerin baskısiyle hamile kalırız. Sekiz ay sonunda isim yapmış hastanelere yatarız. Doğumumuzu uzman doktorlar sezeryanla yaparlar. Bunu formumuz bozulmasın diye biz isteriz.

    Emzirme işine kesinlikle yanaşmayız. Ayol çocuk emsinde göyüslerimizin diriliği ve cazibesi bozulsun. Olcak iş mi? Ya süt anne tutarız ya da Avrupa'dan getirttiğimiz mamalarla besleriz. Zaten bir yaşına geldi mi kreşe verir kurtuluruz.

     Para olduktan sonra çocukların eğitimleri de pek sorun olmaz. Yatılı Özel Okullara veririz. Önemli dersler için özel Öğretmenler tutarız. Arada bir babası arabaya atıp eve getirir. Ara-sıra biz de koynu kolruğu dolu olaaraktan okula gideriz. Senin anlıyacağın bir dediklerini iki etmeyiz. Yine de bilirsin, çocuklar nankördür. Bir gün olsun " Anneciğim" diyip boynumuza sarılmazlar. Öz annelerini sevmezler.

    Artık sabrım kalmamıştı. O istamese de sözü ben aldım.
   -Anlattıklarınız güzel hoş ta, hanımefendi .Siz hiç çocuğunuzu kucağınıza aldınız mı? Onunla evcilik ya da uzun eşek oynadınız mı? Burnunu sildiniz mi? Kirlenen altını temizlediniz mi? lütfen doğru söyleyin.
   - Ay bilmem ki, yaşlandık galiba hatırlıyamıyorum.
   - Ben hatırlatayım. Siz bunların hiç birini yapmadınız. Hep kendi EGO nuzu düşündünüz. Çocuğun et kemikten başka bir de ruh dünyasının olduğundan haberiniz olmadı. "O KUTSAL ANALIĞI" moderinliğe, çağdaşlığa, özgürlüğe feda ettiniz. Dünün kadınını küçümsediniz alay ettiniz. Sevgiden nasibinizi alamadınız. Saygıdan zaten haberiniz olmadı.

   İşte çocuğunuz bunun için sizi sevmiyor. Daha doğrusu sevemiyor. Siz; bu güne kadar olduğu gibi, bundan sonra da hep arayış içinde olacaksınız.Ne acıdır ki, "SEVGİNİN HATTA MUTLULUĞUN" dört duvar arasında olduğunu hiç mi hiç farkedemediniz.
  
Bütün bunlara rağmen yine de Allah islah etsin diyorum.

   Modern, çağdaşlık ve özgürlüğü saygın ev kadınlığı ve kutsal analıkla atbaşı götüren hanımefendilerimize olan saygım, "YİRMİDÖRT" ayardır.

Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."