Sevgili Hemşehrilerim,
Bu site basın ahlak kurallarına uymayı alenen kabul eder. Hiç bir kişi, kurum ve kuruluş aleyhinde yazı yazmamaya önem gösterir. Hiçbir siyasi görüşü desteklemez ve devlet büyüklerinin tümüne ayrım gözetmeksizin aynı şekilde saygı kuralları çerçevesinde davranır ve bu durumu bozacak hiçbir yazının yayınlanmasına müsade etmez. Kişileri, ırk, din, dil ve renk gözetmeksizin herkesi eşit kabul eder ve birinin diğerine üstünlük sağlayacak şekilde yazı yazmasına müsade etmez.

Sitemizde bulunan tüm bilgi ve belgeler art niyetli kullanım dışında diğer kardeş siteler tarafından kaynak belirtmeksizin kullanılabilir. Sitede yayınlanan kişilerin kişilik haklarını engelleyecek, aleyhte durum oluşturacak hiç bir yayına müsade etmeyecektir. Bu durumda mağdur kişi lehine taraf olacaktır.

Sitemiz Sarıkamış'lıların tanıtılması, kendilerine güvenin artırılması ve birlik beraberlik ruhunun oluşturmasını kendisine amaç edinmiştir. Bu bağlamda her türlü öneri ve çalışmayı desteklemektedir. Sarıkamış adına yapılacak her türlü etkinlikte bulunmayı görev kabul eder ve bu istikamette yayın yapar.

Saygılarımızla,
Bildirim
  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default style
  • blue style
  • red style
Çarşamba, 20 Ağu 2014

M İ Z A H
Cengiz ATİLA
Eşme-İzmit, 15.03.2013
 
     Mizah kelimesinin kökeni Arapçadır.İnsanlar için bir ihtiyaçtır. Mizah: hayatta yapılacak zor işlerden biridir. Mizah yapabilmek için pratik zekaya, bilgi birikimine ve cesarete ihtiyaç vardır.
 
     Ayrıca; mizaha konu edilen kişi ya da kurumun namus şeref onur gibi manevi değerlerine "ZEDE" getirmeyen mizahlar tahammül ister. Biz de Sayın Süleyman Demirel bu konuda oldukça tahammüllüdür. Aktif siyasi hayatında mizahına konu edenlere derdi ki "Ben olmasam siz konu bulamayıp açınızdan öleceksiniz." 
 
    Mizah hayatın güldürü yanlarını ortaya koyan sanat dalıdır. İnsanı gülmeye sevk eden resi, karikatür, konuşma, ve yazı sanatıdır. Mizah eserleri sadece şaka, güldürme maksadı ile söylenip, yazıldığı gibi, belli fikirler ifade etmek için de ortaya konulabilir. 
Karikatür, hikaye, roman komedi, nükte, fıkra, hiciv, taşlama gibi şekillerde karşımıza çıkar.Bu eserlerin en önemli vasfı "ESPRİ" dediğimiz asıl can alıcı noktanın eserin teferruatı arasında büyük bir maharetle gizlenmesi, tam sırası gelince de beklenmedik bir anda söylenmesidir. 
 
    Mizah, hayal ve hislerden daha çok zeka mahsulüdür. Bir mizahçı, hayal gücünden, olup bitenden, tarihten ve çeşitli bilgilerden faydalanabilir. M,zah, ayni zamanda sosyal bir ihtiyaçtır. Zaman zaman öfke ve sıkıntıların dağılmasında, emniyet subobı gibi tesirli olur.Milletlerin ve cemiyetlerin mizah anlayışları biri birlerine benzemez. Milli karekter, yaşama tarzı gibi, şahsa ve topluluğa ait özellikler mizah anlayışına tesir eder. 
 
     TÜRK MİZAHI
Türkiye'de ilk mizah, dünyanın başka taraflarında olduğu gibi, sözlü olarak başlamıştır. Sözlü Türk Mizahının en yaygın olanı FIKRALARDIR. 
 
    Fıkralar, şahıslara ve bölgelere göre çeşitli isimler adı altında toplanır. Bunlardan bir kısmı Türklüğün zeka inceliğini, nükte gücünü ve hayat görüşünü en güzel yansıtan, Nasrettin HOca fıkraları gibi, belli bir şahsa mal edilerek anlatılır. Mahalli fıkralar bazı bölge halkına ve ırk zümrelerini karekterize eder. Karadeniz, Doğu Anadolu, Rumeli, İstanbul insanlarına özgü, Yahudilere, İskoçlara dair anlatılan birçok fıkra bu bölgelerde yaşayan kişilerin mizahlarını, olaylar karşısındaki tepkilerini, bazen de şivelerini abartılı bir tarzda işler. Ayrıca büyük şehir fıkraları, karı- koca fıkraları, halk bilmecelerinin bir kısmı, tekerlemeler, Karagöz, Ortaoyunu, meddah konuşmaları Türklere mahsus sözlü mizah çeşitleridir. Bir kısım destanlar (Sivrisinek Destanı, Züğürtlük Destanı) ve bazı halk manileri de sözlü ve yazılı mizaha örnek gösterilebilir. 
 
    Yazılı Türk Mizahının Divan Edebiyatının başlamasına kadar indiği iddia edilmektedir. Eski mizah yazılarının büyük kısmı, güldürücü, hikmetli ve de eğlenceli fıkraları içine alan "LETAİF" denilen kitaplarda toplanırdı. Divan Edebiyatında mizahi eserlerin, hiciv, hezi, latife olmak üzere üç çeşiti vardır. Fuzuli'nin Şikayetname'si, Şeyhi'nin Harname'si, (Merkep Hikayesi) Kani'nin Hirrenamesi gibi. Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz. 
 
    Halk Edebiyatında taşlama, mani, destan türündeki birçok yazılı mizah eserlerine rastlanır. Anonim mani, bilmece, ve tekerlemeler arasında da mizahi olanlar çoktur. Halk Edebiyatında mizah, topluma zamana ve meslek zümrelerine, ünlü kişilere dönük olmasına bakılmadan divan edebiyatından ayrılır. Fakat Halk Edebiyatında da belli kişilere ve kurumlara sataşmalar oldukça çoktur.
    Tanzimattan sonra mizah daha çok cemiyet konularını işlemiştir. Ziya Paşa'nın 1870 de neşredilen ZAFERNAME'si bu devrin en önemli mizah eseri olarak kabul edilmektedir. Yirminci yüz yıl başlarında Hüseyin Rahmi Gürpınar, Rıza Tevfik Bölükbaşı, Ahmet Rasim Milli Edebiyat döneminden günümüze kadar da Neyzen Tevfik,Refik Halit Karay, Orhan Seyfi Orhun, Fazlı, Ahmet Aykaç,Yusuf Ziya Ortaç (Akbaba Dergisi) gibi yazarlar mizah alanında isim yapan kimseler oldular.
 
    Ayrıca şunu belirtmekte fayda var. Bazı Karikatüristler sadece karikatürist değil ayni zamanda mizah ustası olanlar da yok değildi. Örneğin:Cemal Nadir. 
    Mizah, bazı insanların yaradılışında vardır.Örneğin: yeri doldurulamayan Kemal Sunal. Hiç bir şey yapmasa, Hiç bir şey konuşmasa sadece baksa bile insanı güldürebiliyordu. Bu üstün vasfından olacak ki, ölüp gitmesine rağmen filmleri her gün televizyon kanallarında reyting yapıyor. 
 
    Mizaha meraklı milletler de vardır. Amerikalıları ve Azerileri örnek olarak gösterebiliriz. Amerika bize uzak diyar olduğundan biz, bir millet iki "DÖVLET" olan gardaşımız Azerilerden söz edelim. Damarlarında Azeri kanı taşıyan herkes anasından doğarken mizaha bulanarak doğarlar. O nedenle onlara ait bir fıkra ile yazımı sonlandırmak istiyorum.
 
    Azerinin birini küçük kızı merak edip babasına sorar.
   - Lele sen anamla evlenende men haradaydım?
     Lelesi şöyle cevap verir.
   - Balam, ananla men balayına gedende sen menimleydin. Dönüşte anana keçtin.
     Sevgi ve selamlarımla sunarım.
 
Cengiz ATİLA
Eşme-İzmit
15.03.2013
Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."