|
Kar nedir? Sadece atmosferdeki bir damla suyun şekil değiştirmesi mi? Bu kadar basit mi? Öyle ise; romanlara, hikayelere, türkülere konu olan ne?.... Nobeller aldıran, binlerce sayfaya sığmayan...Ne telif hakkı, ne marka , ne de tasarım bedeli isteyen... Kuraklığa , yoksulluğa, berekete, bolluğa sebep olan... Bazen ağıt yaktıran, bazen acılara, bazen seviçlere ön ayak olan....Yeryüzüne gelişi de, gidişi de tam bir macera... Zeki mi zeki, atmosferde biraz yüz bulsun, yani hava biraz ılışsın, hafif ısınsın ortalık, gelişi bir başka olur. Böyle havalarda bir süzülüşü var evlere şenlik... İn indirebilirsen yere. Taneleri kocaman, lapa lapa, bir o yana bir bu yana vals yapması var ki mübarek tam yedi sülale İngiliz aristokrasisi sanki. Şımarık mı şımarık... Ayağında beyaz papuçları rengarenk entarisiyle kır gezintisine çıkmış, çiçekler arasında sekip duran beş yaşında kız çocuğu... Laf geçirene aşk olsun. Beyaz incilerle süslenmiş gelinlik içinde, baba evinden çıkmak istemeyen salına salına gelen bir nazlı gelin... Aslında biliyor böyle havaların onun için tekin olmadığını, yere bastığı andan itibaren yok olacağını, bir damla su olup belkide çamura karışacağını. Boşlukta gezinip
durması, özgürlüğün tadını çıkarması bundandır. Cin gibidir. Yaş yere ayak basar mı hiç. Son nefesine kadar direnir. Bilirsiniz bazen de tam tersini yapar. Çok acelesi vardır. Bir an önce yere varmak ister. Kararlı mı kararlı. Dom dom kurşunu gibi yağar. Tipi olur. Boran olur.Göz gözü görmez , yani göz bile açtırmaz. Öyle durumlarda bilen bilir, yan yana yürümek imkansız. Tek sıra halinde de gidemezsin .Gücün tükenir, nefesin yetmez. Yapacağın tek şey bulunduğun yerde hemen çömelip etrafını eşip içine girmek , hem yırtıcı hayvanlardan korunursun hem de bir tandır kadar sıcak olur. Bir yerde pes etmiş onun merhametine sığınmışsın... Artık emaneti sayılırsın. Emanete hıyanet olmaz , yakışmaz. Birbirini ezer yoldaşlar... Dereleri, çukurlukları yamaçları bir an önce doldurmak, verilmiş kutsal bir görev sanki... Mesai saati bitmeden işleri yetiştirmek isteyen pimpirikli bir memur gibi... Böyle zamanlarda çok acımasız olur. Nice ağıtlara sebep olacağını hiç düşünmez. Aç gözlüdür doymak nedir bilmez. Kafa, göz kulak dinlemez, her yeri, her şeyi beyaza boyar bir anda her taraf kardan adam olur. Telaşe bir ev hanımı gibidir. Silip süpürmediğim , doldurmadığım köşe bucak kalmış mıdır diye endişe eder. Durulduğunda ardında uçsuz bucaksız beyaz bir örtü bırakır. Üstüne öyle resimler çizmiş ki dersin kırk yıllık ressam...Yüzlerce tabloyla süslenmiş dünyanın en büyük sergi salonu ...Osman Hamdi Bey,İbrahim Çallı,Picasso,Van Gogh eline su dökmez...
Zorba bir misafir gibi, hiç beklenmeyen bir zamanda çat kapı çıkagelir. Kabul etmemen gibi bir şansın yok. Dediğim dedik. Deli Dumrul'dan beter. Hikayeyi bilirsiniz: Deli Dumrul kurumuş bir çayın üstüne köprü yapar , geçenden bir, geçmeyenden iki akçe alırmış .Yani çok daha adaletli hiç olmasa alternatif sunuyor. Bizimkinde o anlayış da yok. Ya kabul edersin ya kabul edersin. Çat kapıda, bacada, yolda, ormanda, çayırda, tarlada.. Aslında hiç cebelleşmeyeceksin , gördüğün yerde buyur edip başım gözüm üstüne gelmişsen kurban diyeceksin. Başka türlü davranmanın hiç faydası olmaz. O geldiği gibi gitmesini bilen zorba bir misafirdir. Senin ev sahibi olman bir şeyi değiştirmez. Ancak arkasından dedikodusunu yaparsın. Günah keçisi ilan edersin. Kuraklık mı oldu; başaklar yeterince tane vermedi mi? Aç sefil mi kaldın? Az yağmasına ,toprağı yeterince doyurmadığını bir yıl boyunca tekrar edip durursun. Sel mi oldu, dere kenarlarına yaptığın barakalar mı yıkıldı, açıkta mı kaldın? Çok yağmasına bağlarsın. Zamanında tarla-tapanı mı bitirmedin, ekinler mi toplanmadı ,değirmene mi gidemedin, dört gözle beklenen taze un gelmedi mi? Erken gelmesine, evdeki odunun , kozanın, tezeğin bitmesini; geç gitmesine bağlarsın.Yalın ayak delikli kara lastikle dolaşan çocukların hastalığını ona havale edersin. Çok soğuk yaptı diye, doktora geç yetiştiği için bebeğini kucağına almayan Fatma Ananın, Zehra Bacının ; gözü açık sonsuzluğa gitmelerinin ağır yükünü insafsızca ona yüklersin. Hesap kitap yapmazsın büyük facialara sebep olursun , hesapta bu yoktu diye cehaletini ona mal edersin. Bu olup bitenin bu kadar basit olmadığını bildiği halde tartışmayı gereksiz bulur , haklı olduğunu bile bile bunu ispatlamaya tenezzül etmez. Ne yaparsa yapsın insanoğluna yaranamayacağını bilir. Tüm güzellikleri kendimize olumsuzlukları başkalarına havale ettiğimizi de iyi bilir. Hiç bir dahi matematikçinin bilmediği hesapları yapar, kimseye hesap vermeden, başı dik alnı açık çeker gider. Günahıyla sevabıyla muhasebe yapmayı da sana bırakır...
Cemal ÇAMLI
|