|
Beş altı yıl önceye kadar öyle sanıyorum benim olduğu gibi herkesin bir gazetesi vardı.Yirmi-yirmi beş yıl önce de hepimizin siyah beyaz bir televizyonu;içinde de çoğu zaman necefli maşrapası vardı.O gazetemiz ekmek su kadar önemliydi,zaten ekmek alırken yanında da gazete alır;ya yürüye yürüye hemen okumaya başlardık, ya da koltuk altına sıkıştırır ilk fırsatta okurduk.Köşe yazarlarına peygamberler gibi(bundan sonrası kişisel olsun) güvenirdim.Benim gazete ne yazarsa doğruydu. Köşe yazarı asla yanılmazdı.Saygı duyduğum birkaç meslekten biriydi gazetecilik.Yine de saygı duyduklarım var ama eskiden olduğu gibi sonsuz bir güvenle değil.Umarım bu yarım yamalak güvenim de sarsılmaz.
Son yıllarda bilgi kaynakları çoğaldı."Artık gazete almaya para yetiştiremiyorum." mazereti de yok.Hemen hemen hepimiz evde,işyerinde internet kullanıyoruz,yani istediğimizde bütün gazeteleri,köşe yazarlarını okuyup karşılaştırabiliriz.Ne çeşitlilik ne çeşitlilik hayret ediyorum...Çok önemli bir haberi kimi sonunda,kimi ortasında,kimi tersten veriyor,bazıları da tamamıyla es geçiyor yani görmüyor. Ya patrona,ya muhalefete ya iktidara ya da görünmeyen güçlere yaranmak için...Zaten biliniyor hangi grubun kimin için çalıştığı..Ama bizlerde takım tutar gibi birilerinin peşinde gidiyoruz.Bu gruplardan menfaat temin edenleri , beklentisi olanları anlarım da, hiçbir beklentisi olmayan neden körü körüne bunları alkışlar onu anlamak zor.Kimsenin fazla gazete okuduğu yok, ondan fazla edişe etmiyorum.Ülke nüfusunu gazete satışlarına vurduğunuzda bu ortaya çıkar.Ya televizyon kanallarına ne demeli?Bizler oturup seyretmeyi seven bir toplumuz,onun için benim endişem TV Ana Haber Bültenleri...İnanın çoğu zaman bırakın çocuklar görmesin duymasın diye değil,ben dayanamıyorum ve ana haber bültenlerinde,kanal değiştiriyorum. Bir şiddet olayını dakikalarca başa sarıp tekrar tekrar verdikten sonra , yani çok çok abartarak verdikten sonra spiker başlamaz mı ahlaktan,insan haklarından,şiddetin ne kadar kötü bir şey olduğunu anlatmaya.. Ben bunu şuna benzetiyorum:Yıllarca adamın eline silah verip eğitiyorsunuz, can alması için.Can almaya başlanyınca da katile,can almanın öidürmenin ne kadar kötü bir şey olduğunu söylüyorsunuz,arada bir yine de silah,mermi falan temin ediyorsunuz adama.Çoğu zaman televizyonu görmesem bile haber sunuşlarında hangi kanal olduğunu biliyorum .Gündemi takip eden çoğu kişi de bunu hemen tahmin edebilir.Yıllar önce yakaladıkları bir yolsuzluğu yıllar sonra ortaya çıkarıp sunmalarını ne kadar inandırıcı bulabiliriz ki?Nerede kaldı haberin kutsallığı?Haberler toplanıp sonrada şantaj aracı olarak kullanılıyor.Bozacı-şıracı ilişkisi de aklıma gelmiyor değil. Çoğu öğretmen yazılı kağıtlarını okurken isimleri kapatıp öyle okur.Olumlu ya da olumsuz öğrencinin isminden etkilenmesin diye. Bizde böyle yapalım,köşe yazarının ismini kapatıp okuyalım,kendimizce değerlendirdikten sonra ismi açıp bakalım.Hiçbir zaman toz kondurtmadığımız yazar hakkında yanıldığımızı görürüz,tam tersi de olabilir. Birilerinin maşası olmayalım.Çok çeşitli kaynaklardan bilgi sahibi olalım.Çeşitlilik her zaman iyidir.Basının dördüncü kuvvet olduğu eskiden söylenirdi,yine de olmasını isterim.Basın özgürlüğü, demokrasilerin vazgeçilmezidir.Ama bu kuvvetlerin kontrol altına alınması gerekir.Sansürden bahsetmiyorum,ilkeli habercilik olmalı.Çok beğendiğim bir reklam var:"Kontrolsuz güç,güç değildir." diye .Evet kontrolsuz güç, çoğu zaman toplumun başına bela olur,felaketlere yol açar.Bu her kurum ve kişi için geçerlidir.Enver Paşa'nın kontrolsuz gücü ve basiretsizliğinin doksan bin cana mal olduğu gibi.Ve bunun üç yıl kamuoyundan gizlenmesi.Onun için bırakalım "Benim gazetem iyidir,benim televizyonum iyidir."iyi niyetlerini.Verdiğimiz oylar ile verdiğimiz çok çok çeşit vergiler ve para ile bir yerlere gelenlere,makam sahibi,güç sahibi olanlara, kul köle olmak zorunda değiliz.Bunun tek çıkar yolu şeffaflaşma ve çoğulcu demokrasidir.Öyle ülkenin bekası için ayrılan ve zaman zaman hasbel kader nereye harcandığı ortaya çıkan gizli ödeneklerde değil...
Cemal ÇAMLI
|