|
TÜRKİYE’NİN SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMINI İNKARA CEZA KARARINA CEVABI NE OLMALI |
Ayhan DÖŞKAYA
Kocaeli, 27.12.2011
Fransa Meclisi, 22 Aralık 2011’de “yasalarca kabul edilmiş soykırımların inkarını yasaklayan ve bu suçu işleyenlerin 1 yıl hapis ile 45.000 euroya kadar para cezasına çarptırılmasını öngören” kanun tasarısını 50 milletvekilinin katıldığı oturumda, düşünce özgürlüğüne kelepçe vuran 38 evet oyu ile kabul etti. Zaten çoğu batılı 23 ülkenin parlamentosu Ermeni Soykırımını kabul etmişti, ancak Fransızlar haddi aştı. Türkiye şimdiye kadar tepkisini sadece sert sözlerle dile getirdiği için, süreci doğru yönetemedi. Çünkü Batılılar sadece eylemden anlar, sert konuşmaları “içerde halkın gazını almak için” diye yorumlar. Eşzamanlı olarak TBMM “Fransızların Cezayir'de yaptığı soykırımı görüşseydi” durum değişirdi. Türkiye batılılar tarafından soykırıma maruz kalan milletleri ateşleyip, onların meclislerinden de soykırım kararları çıkarsaydı; her şey farklı olurdu ve bu konu dünya gündeminden çıkardı.
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu (Türk Tarih Kurumu E. Bşk.) 2004’de Winterhur’da düzenlenen bir konferansta, Ermeni iddialarının aksini
savunan bir tebliğ verince, İsviçre makamları hakkında tutuklama kararı çıkarmıştı. İsviçre Mahkemesince yargılanmış ve 2007’de 90 gün ertelenmiş hapis cezası ve 3000 Frank para cezasına çarptırılmıştı.
Elbette tüm bunlara “hepimiz Ermeni’yiz diye sokaklara dökülenler, Eurovision şarkı yarışmasında Ermenilere 12 tam puan verenler, yazdıkları kitaplarda soykırımını kabul ettiklerinden Nobel Barış Ödülü alan dönmeleri devletin zirvesinde ağırlayanlar, Van Akdamar Kilisesi’ni onarıp çan sesleri eşliğinde uçakla Ermeni getirenler, komşularla sıfır sorun diye Ermenistan’a gidip “tek millet, iki devlet olarak gördüğümüz” Azerbaycan’ı üzenler, Türkiye-Ermenistan Milli Maçına Azerbaycan Bayrağı sokmayıp Sarkisyan’ı baş köşede ağırlayanlar, AB Mahkeme kararlarını kabul edip fethettiğimiz toprakları geri verenler, Ermeni asıllılara siyasi partilerinde yer verip önemli devlet memurluklarına atayanlar, Ermenilerin ülkemizde kaçak çalışmasına göz yumanlar, Ermenilere soykırım yapıldı diyen satılmış kalemleri gazete-dergi ve televizyonlarının baş köşelerine taşıyanlar” neden olmuştur.
Asırlarca birlikte yaşadığımız ve Osmanlının “sadık tebaa” dediği Ermeniler; kendilerini eski Lidya Krallığının varisi saymakta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri üzerinde hak iddia etmekte, Van-Bitlis-Diyarbakır-Tunceli-Erzincan-Artvin İllerinin Batı Ermenistan olduğunu söylemekte ve Van'ı Başkent olarak görmektedir. Özgürlük beyannamesi ve anayasasında topraklarımızı “işgal altında olan Ermenistan” olarak belirtmişlerdir. Türkiye “Rusya Bolşevik İhtilali nedeniyle çekilince” 1920 sonlarında Ermenileri mağlup etmiş ve 16 Mart 1921 Moskova, 13 Ekim 1921 Kars antlaşmaları ile doğu sınırını çizmiştir. Fakat Ermenistan bağımsızlığına kavuşunca Rusya ile imzalanan Kars Antlaşmasını kabul etmemiş ve Türkiye’nin sınırlarını tanımamıştır. Türkiye’nin akan Türk Kanını durdurmak için Kıbrıs’a yaptığı haklı müdahaleden sonra ASALA Terör Örgütü’nün eylemleriyle 50 Diplomatımız Şehit etmiş, fakat alınan karşı tedbirler sonucu pusmuştur. Azerbaycan Savaşında yine bir çok Türkü “Rusya’nın desteğiyle” katletmiş, Karabağ’ı işgal etmiş ve Türkiye’nin Türk Dünyasıyla olan kara sınırını (Laçin Koridorunu) kapatmıştır.
Emperyal güçlerin desteklediği Ermeni ve Terör Örgütleri her zaman iç içe olmuşlar, bir tahterevalli siyaseti içinde birlikte hareket etmişler ve biri sönünce diğer alevlenmiştir. PKK ile ASALA 1975’de Lübnan’ın Sayda Kentinde aynı anda kurulmuş ve 1978’de dünyaya “İşgal altındaki Ermeni ve Kürt topraklarını T.C. Devletinden geri almak için ortak eylem yapacaklarını” birlikte beyan etmişlerdir. Apo ifadelerinde “Ermenistan’ın PKK’ya her türlü faaliyette bulunma serbestisi verdiğini, Roya Taze ve Botan Redaksiyon gibi dergilerin basım ve dağıtımına yardımcı olduğunu ve Kürtçe yayın yapan bir radyo kurduğunu“ söylemektedir. Ermeni yayın organı Droşak, Kürt-Ermeni ortak dayanışma ve mücadelesi konusunda çağrı yapmıştır. II. Meşrutiyet’i takiben Ermeniler ile Teröristlerle “birlik ve beraberlik” sloganı ile ortak mitingler düzenlemişlerdir.Birinci Dünya Harbi esnasında Ermeni Çetelerini kuran, silahlandıran, donatan, Osmanlıya karşı isyana teşvik eden ve cinayet işleterek kendi menfaatleri doğrultusunda kullanan güçlerin başında; Fransa, İngiltere, ABD ve Rusya gelmektedir. Maraş kahramanlığını, Antep Gaziliğini, Urfa Şanlılığını Fransız işgaline karşı verdikleri mücadele ile kazanmışlardır. Ermeniler kurdukları Ermeni Teali Komitesi, Hınçak-Taşnak vb. kuruluşlar ile Türk Milletini yedi düvele karşı İstiklal Savaşı verdiği nazik bir dönemde arkasından hançerlemiş ve özellikle Doğu Anadolu Bölgesinde büyük katliamlar yapmıştır. Bize duydukları kin ve nefret o kadar büyüktür ki; yaşlı-genç, kadın-erkek ayrımı yapmadan önüne çıkanı öldürmüş, kadınların bebelerin başını kesip anaların göğsüne dikmiş, , köylüleri içindeki tüm canlılarla (hayvanlar dahil) ateşe vermiş, milleti camilere doldurup diri-diri yakmış, insanları fırınlara sürmüş ve ölüleri çukurlara atmışlardır. Hala Türkiye’nin birçok yerinde Şehitlerimizin Toplu Mezarları bulunmaktadır. Bu Türk Milleti’nin tarih boyunca garg olduğu en büyük acı ve gelecek nesillere anlatıp diri tutmamız gereken derin bir yaradır. Bu yüzden Mehmet Akif “ALLAH bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” demiştir. Dolayısıyla hadise soykırım değil, iki tarafın da kayıp verdiği ve ızdırap çektiği bir çatışmadır. Osmanlı tehcirde yanlış yapanları uluslararası gözlemci bulunan tarafsız bir mahkemede yargılamış ve suçu olanları cezalandırmıştır. Her iki millette meydana gelen olayları kaşıyarak insanları daha fazla üzmemeli, kin ve nefret tohumları atmayı bırakmalı ve konuyu siyasilere değil, resmi belgelere dayalı çalışan tarihçilere bırakmalıdır.En azından ben böyle düşünüyorum.
|