|
Sevgili Dostlar,
Hayatımızda karşılaştığımız iyi veya güzel olan hiçbir şey tesadüfü değildir. Yani, başımıza gelen her şeyin sebebi bizleriz, bizlerin davranışlarından ve kararlarından kaynaklanıyor. Her insanın karşısına birkaç tane fırsat çıkar, değerlendirip değerlendirememek insanın kendi elindedir. Karşımıza çıkan fırsatlar o an vereceğimiz karar doğrultusunda yön değiştirerek ya fırsata ya da felakete dönüşür. Bu konuyu daha sonraki yazılarımda biraz daha açmaya çalışacağım.
Şimdi bu konuyu, Sarıkamış’ta duyduğum ve çok hoşuma giden bir hikâyeyle desteklemeye çalışacağım.
Oduncunun biri her gün ormandan ağaç getirerek, şehirdeki fırıncıya satar ve karşılığında aldığı ücretle ailesinin geçimini sağlamaya çalışırmış, ancak kazandığı para geçimine ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyor, sürekli açlıkla tokluk arasında bir hayat sürüyorlarmış. Bu durum oduncunun canına tak etmiş ve bir sabah kalkıp eşiyle vedalaşarak, eşine artık ormana gitmeyeceğini, bulunduğu bu durumdan kurtulmak için gidip Allah’ı bulacağını ve ona kısmetinin neden bu kadar az olduğunu ve neden geçinemediğini soracağını söyler. Eşinin bütün ısrarlarına rağmen baltasını ve ipini alarak yola koyulur.
Uzun bir yolculuktan sonra dinlenmek için bir mağaraya girer ve bir ayı ile karşılaşır. Ayı, nereye gittiğini sorar. Oduncu, amacını anlatır. Ayı, benim büyük bir derdim var, eyer Allah’ı bulursan benim neden hareket edemediğimi, neden bütün gücümü kaybettiğimi sor der. Oduncu kabul eder ve dinlendikten sonra yoluna devam eder.
Birkaç gün yürüdükten sonra tarlada çalışan bir çiftçiyle karşılaşır. Çiftçiye selam verip yanına gidince, Çiftçi, oduncuya nereye gittiğini sorar. Oduncu amacını tarla sahibine de anlatınca, tarla sahibi heyecanla der ki, eyer Allah’ı bulursan sor bakalım ben bu tarlaya her kesten çok emek veriyorum, ancak yan taraftaki tarla bire yüz verirken benim tarlam bire on bile vermiyor bunun sebebi nedir. Oduncu onunda dileğini alarak oradan ayrılır.
Yine birkaç günlük yolculuktan sonra bir ülkeye gelir, yolculuğunun sebebini soranlara durumu anlatınca, doğruca Sultanın karşısına çıkarılır. Sultan, eyer Allah’ı bulursan sor bakalım ben halkıma bu kadar iyi davranıyorum, sürekli ziyafet veriyorum, zenginlik içerisinde yaşatıyorum ancak onlar bir türlü bana itaat etmek istemiyorlar. Oduncu ona da söz vererek yoluna devam eder.
Uzun bir yolculuktan sonra ormanın derinliklerinde ucu görünmeyecek kadar uzun olan ağaçlarla karşılaşır ve ağaçlara bakarak der ki, Allah bunların üzerindedir, en iyisi bunları keseyim belki Allah ile karşılaşırım. Bu duyguyla ağaçları keserken, Kulunun her şeyinden haberdar olan Allah, Meleğine git bu oduncunun dileğini sor ve gerçekleştir der.
Melek, oduncunun yanına gelerek dileğini sorar, oduncu rızkının neden bu kadar az olduğunu Allah’a sormak istediğini söyler. Melek, eliyle bir hareket yaparak ormanda yeni bir ortam oluşturur ve bu ortamda milyarlarca çeşme göstererek, gel sana rızkını göstereyim der, adam büyük bir heyecanla çeşmelere bakar, bazılarında oluk gibi veya nehir gibi su akmakta, bazıların da ise yarım saatte veya bir saatte bir damla su akmaktadır. Kendi çeşmesinin başına geldiğinde çeşmenin birkaç saatte bir damla su akıttığını görür. Melek, oduncuya derki şimdi rızkını artırmak için çeşmeyi sonuna kadar aç, artık senin rızkın öyle artacak ki sen hiçbir şey yapmasan bile rızkın seni bulacak der.
Oduncu tam Melekten ayrılacağı sırada aklına yolda karşılaştığı ayı ve insanların dilekleri gelir ve onların dileklerini Meleğe sorar.
Melek, Sultan için derki, ona söyle o bekâr bir bayan olduğu için insanlar ona itaat etmiyor, eyer evlenirse tüm halkı ona sonsuz itaat edecektir.
Çiftçi için, Tarlasında çok büyük miktarda Altın olduğu için, oluşan maddeden dolayı tarlasından gerekli ürünü alamıyor, Altını çıkardıktan sonra tarlası diğer tarlalardan daha verimli olacaktır.
Ayı için ise, hastalığının geçmesi için aptal bir adam bulup beynini yerse iyileşeceğini söyler.
Sonuçtan oldukça memnun olan çiftçi ihtiyacı olmadığını düşündüğü balta ve ipini ormanda bırakarak, geri döner ve önce Sultana uğrayarak durumu anlatır. Sultan oduncuya gıpta ile bakarak madem Allah sana meleğini gönderdi sen çok büyük bir adamsın, benim ve ülkemin selameti için benimle evlen, ülkemin kralı ol ve burada kal der. Oduncu olur mu öyle şey ben kendi çeşmemi öyle bir açtım ki ben eve gidinceye kadar, evim altınlarla dolmuştur bile der ve teklifi kabul etmez.
Dönüş yolundaki çiftçiye uğrar durumu çiftçiye de anlatır. Çiftçi, Sen ne büyük bir adamsın gel altını birlikte çıkaralım yarısını hatta yarısından fazlasını sana vereyim, hem tarla hem de kalan altın bana yeter der. Oduncu, Çiftçinin de teklifini kabul etmez ve ben eve gidince zaten ev tamamen altınlarla dolmuştur, senin altınlarını istemem der ve ayrılır.
Aynı mutluluk ve heyecanla Ayının bulunduğu mağaraya girer ve başından geçen her şeyi anlatır ve ayıya der ki senin kurtuluşun için aptal bir adamın beynini yemen gerekiyor. Ayı, oduncu ya sen gittikten sonra kulaklarımda artık ağır duyuyor biraz yaklaşarak anlat der.
Oduncu ayıya yaklaşınca, Ayı, Oduncuyu yakalayarak ulan senden daha aptal bir adam nereden bulabilirim, karşına çıkan fırsatları tepen, Allah’ın verdiği nasibi görmemezlikten gelen birinden daha aptal biri olabilir mi der ve oduncuyu öldürerek beynini yer.
Sonuç olarak, Allah her insana Melek göndermiyor, ancak her insana mutlaka birkaç kez fırsat veriyor ve bahşettiği beyinle değerlendirmesini istiyor, karar vermek bizlerin elinde.
Selam ve Saygılarımla,
Harun SAVSAR
|