Sevgili Hemşehrilerim,
Bu site basın ahlak kurallarına uymayı alenen kabul eder. Hiç bir kişi, kurum ve kuruluş aleyhinde yazı yazmamaya önem gösterir. Hiçbir siyasi görüşü desteklemez ve devlet büyüklerinin tümüne ayrım gözetmeksizin aynı şekilde saygı kuralları çerçevesinde davranır ve bu durumu bozacak hiçbir yazının yayınlanmasına müsade etmez. Kişileri, ırk, din, dil ve renk gözetmeksizin herkesi eşit kabul eder ve birinin diğerine üstünlük sağlayacak şekilde yazı yazmasına müsade etmez.

Sitemizde bulunan tüm bilgi ve belgeler art niyetli kullanım dışında diğer kardeş siteler tarafından kaynak belirtmeksizin kullanılabilir. Sitede yayınlanan kişilerin kişilik haklarını engelleyecek, aleyhte durum oluşturacak hiç bir yayına müsade etmeyecektir. Bu durumda mağdur kişi lehine taraf olacaktır.

Sitemiz Sarıkamış'lıların tanıtılması, kendilerine güvenin artırılması ve birlik beraberlik ruhunun oluşturmasını kendisine amaç edinmiştir. Bu bağlamda her türlü öneri ve çalışmayı desteklemektedir. Sarıkamış adına yapılacak her türlü etkinlikte bulunmayı görev kabul eder ve bu istikamette yayın yapar.

Saygılarımızla,
Bildirim
  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default style
  • blue style
  • red style
Perşembe, 24 May 2012
YOU ARE HERE: Anasayfa Makaleler Oktay YAVLAL Yazıları ÇOCUKLUĞUMUZ VE ÇOCUKLARIMIZ

ÇOCUKLUĞUMUZ VE ÇOCUKLARIMIZ
Oktay YAVLAL
Kütahya, 05.11.2010

Özlemlerimizi, sevgilerimizi, içten gelen samimi duygularımızı bir daha yaşamamak adına, hepsini maziye mi gömdük acaba? O günleri, o güzellikleri, o tarifi mümkün olmayan duyguları yaşamak mümkün olmayacak mı?

Keşke yaşlarımız ilerledikçe, çocuk kalmayı becerebilsek. Olgunlaşmak adına kasılmak mı? Mutlu olmak adına çocuklaşmak mı? Bu tercihimizi mahsumane duygular adına keşke çocuklaşmaktan yana kullanabilsek.
Kendimizi, sere serpe bırakmayı başarabilsek.
Yaşamın bütünü bir çocukluktan ibaret değil midir? Hele bizler gibi Sarıkamış sokaklarında dolu dolu bir çocukluk yaşayanlar için büyümek, büyümüşlüğün rolüne girmek, o rolü oynamaya çalışmak bence hiçte övünülecek bir durum değildir.
Kasılmadan kendimizi rahatça bırakabilsek, hırslarımızın önceliklerinden ziyade, mutlu ve huzurlu olabilmenin o çocukça duygularını önceliğimiz haline getirebilsek, hem maddi hem manevi manada çok daha güçlü, kuvvetli, huzurlu, kendisi ve çevresi ile barışık birer fert haline gelemez miyiz?
Tıpkı geçmiş yıllarımızda olduğu gibi. Yokluklar ve yoksunluklar içinde paylaşmasını bilerek huzurlu ve mutlu bir geçmişe sahip olan bizler, bugün imkan ve şartlarımızın maddi manada gelişmesine rağmen neden geçmişin güzelliklerini bugün yaşamak adına bir gayret sarfetmiyoruz.
Çocukluk yıllarında içtiği gazozu paylaşan bizler, bugün paylaşacak çok daha büyük artılarımız varken, neden bu samimi duygulardan mahrum kalıyoruz? Dünya değişti, şartlar değişti gibi klişe bir lafın gölgesine sığınmadan özlemle yad ettiğimiz duyguları pekala kat ve kat fazlasını yaşayabiliriz.
Çocuklarımızı da, bizim çocukluk yıllarımızda yaşadığımız güzelliklerden mahrum bırakmaya hakkımız var mı? Tatile, pikniğe gidildiği zamanlarda on cm boyunda küçük bir ağaç parçasının iki ucunu sivrilterek ve elimize küçük bir tahta parçası alarak çocuklarımızla çelik çomak oynayamaz mıyız? Çelik çomak arasını çocuğumuzla beraber "ecco mecco, galdır gemecco, nal mığ, gırğ, gırğbir, gırğiki" diye sayışarak hem kendimiz hemde yetiştirdiğimiz çocuklar sanal ortamın Emo çocukları olmaktan kurtarıp, asli gerçek oyunlarla yetişseler kötümü olur?
Evimizin salonunda sere serpe yere oturup tüm aile efradı ile beraber bilye oynasak çok mu komik olur?
Evde, kırda, tatilde hemen her mekanda çocuklarımızla Uzuneşek, Bildirbir oynamamıza bir engel var mıdır?
Kız çocuklarımız ile çimin üzerine çizeceğimiz kareler üzerinde küçük bir yassı taşla "birler, ikiler, üçler" diyerek ayaktaşı neden oynamıyoruz?
Bilyeleri, cevizleri yan yana dizerek aile boyu BAŞ oynayamaz mıyız? Hatta ailenin en cığızı çurguuuur bile yapabilir.

Çocuklarımızı, çağımızın bir numaralı vebası haline gelmiş, obezitenin baş sebebi olan fast food yemek kültüründen uzak tutmak adına kendi çocukluğumuzun yemek kültürünü bugüne taşıyabilmemizin önünde bir engel olduğunu düşünmüyorum. Evlerimizde kete, bişi, mafiş, gıllor yapmak ne kadar vakit alır. Hamburger yiyen bir çocuktan ziyade elinde kete ısıran bir çocuğun bu memleketin değerlerini, özünü, gelmişini, geçmişini daha çok anlayacağını düşünüyorum. Bu kültürün emperyal boyutu da bir tarafa tabi.
Kendi yerel dinamiklerinin güzelliğini evrensel boyutlara taşıyabilen, ufku geniş, bilgili, görgülü, güçlü, kendisiyle ve çevresiyle barışık bir nesil yetiştirmek zorunluluğumuz olduğu unutulmamalıdır. Bize sunulan Emo tipler örnek alınmamalı. İçimizdeki Mehmetler, Mustafalar, Hasanlar, Hüseyinler, Alparslanlar, Haydarlar örnek alınmalı. Kentlilik ve sözde modernlik adına özümüzü, köyümüzü, yerel değerlerimizi küçümsememeliyiz. Çağdaş ve modern yaşam tarzımızın ana unsurlarını mili ve manevi değerlerimizin üzerine inşa etmediğimiz sürece sağlıklı bir neslin varlığından söz etmek mümkün olmayacaktır.

Sevgi ve saygılarımla.

Oktay YAVLAL
Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."