Babalarımız; iş saatleri dışındaki zamanlarını, Sarıkamış'ın nabzının attığı belli başlı kahvelerde geçirirlerdi.
Malakan DURSUN amcanın , ALĞAS eminin, EZİZ eminin, AYDEMİR amcanın ve demlediği güzel çaydan dolayı Koppik BAHATTİN amcanın çalıştığı kahveler; büyüklerimiz için merkez kabul edilen yerlerdi.
Malakan DURSUN amcanın kahvesi belediye sarayının arka tarafındaki Laçin apt. bulunduğu köşe başındaydı. Ön ve yan tarafı araba meydanıydı. Sarıkamış'ın ilçe merkezindeki ulaşımın büyük bir kısmı bu meydandan sağlanırdı. Faytoncu TEFO, Gaşkacı LETO, Gaşkacı HALİS amca, Agit dayi, arabacı NİZO, Faytoncu MISTO, Gaşgaci EHMO o dönemlerin meşhur akılda kalan arabacıları idi.
İlkokul çağlarımızda faytonların , lastikli arabaların , gaşkaların arkasına gizlice asılmak bizim için büyük bir lüks idi. Arabaların arkasına asıldığımızı gören ve bu zevkten yoksun kalan yaşıtımız olan bazı arkadaşlarımız, binenleri kıskanırlardı " arğaya gamçi, arğaya gamçi " diyerek arabacı amcalarımızın bizi gamçılamasını sağlarlardı.
Arabacı Halis amcanın " olaaa gavur toğumlari, ellerizi bırağınnnnn " diyerek ya Allah Bismillah bizi püskürtmeye çalışması hiç aklımdan çıkmaz. Bazen nadirde olsa isabet eden gamçılar canımızı yakardı.
Faytoncu TEFO dayı ; arğayi gamçılamada biraz sıkıntı çekerdi. Çünkü faytonun üstü kapalı olduğu için, arkayı çok fazla göremezdi. Çocuklar " arğaya gamçi,arğaya gamçi "
dediklerinde önce gamçıyı biraz boşa sallardı. Gamçıyı salarken faytonun üst tarafına değdiğinde çıkardığı " şap şap" sesini duyardık. Ama tecrübeli olduğumuz için bu ses bizi korkutmazdı. TEFO dayı en sonunda atı durdurur, peşimize düşerdi. " Ola dığalar, ola veledler " diyerek bir taraftan bize gamçı sallar , bir taraftanda bizi peşlerdi. Yakalaması mümkün olmadığı için yorgunluktan bir taşın üzerine oturur nefes nefese kalırdı. Biz TEFO dayının nefesinin bittiğini anlar onu kızdırmaya devam ederdik.
Bu yorgunluğun üzerine hepimiz babalarımızın atölyelerine giderdik. O muhitte babam demirci KEMAL ustanın, demirci SEFER ustanın, nalbant MEMET ustanın, tenekeci ve bisikletçi ALİ amcanın, HALİS ustanın , MEMICİ ustanın, CELAL usta ve KEMAL ustanın, hancı HÜSEYİN YILMAZ dedenin, sobacı FAZİL ÖZTÜRCAN ustanın, YAKAR ustanın, marangoz CEMAL CENGİZ amcanın, Trabzon garajı ve HÜSEYİN TERZİOĞLU amcamızın, marangoz OSMAN GÜNER ustanın , demirci AHMET TAMŞEN ustanın, Bisikletçi YAŞAR BEZİRCİ abinin, bisikletçi tombiş RAMAZAN YÜKSEKDAĞ ustanın, tuzcu MUSA amcanın, arpacı HALİS amcanın, FARUK amcanın, sobacı AZİZ abinin, LÜTFÜ abinin, İSMAİL AYKUL abinin, kalaycı KADİR amcanın , marangoz HAYRETTİN SAVSAR abinin, kunduracı ZİYATTİN amcanın, sobacı CEVDET ustanın, FAHRİ abinin, METİN AKSOY abinin, ve tüm sobacılar, tenekeciler, demircilerin , furgun araba ustalarının, bisikletçilerin, hepsinin dükkanı vardı.
Öğlen vakitlerinde SEFER ustanın evde yaptırdığı zar gibi ince " Çerkez Velibağının " tadına doyamazdık. Bütün o civardaki ustalar toplanırdı. Tepsi ile gelen "Velibağını " neşe içinde, muhabbetle yerlerdi.
Marangoz Topal AHMET amcanın, evinde yaptırıp getirdiği, yumurtalı "Ekmek Aşı",
Marangoz Osman GÜNER amcamızın evden getirdiği bol sarımsaklı, tereyağlı, yoğurtlu " Hıngel" yemeğinin tadına ve lezzetine doyamazdık.
Bütün bu yemeklerden sonra çayları genelde Malakan DURSUN amcadan içerdik. Çayları söylemeye genelde ben giderdim.
Dursun amca, beni hiç sevmezdi. Çünkü her gidişimde onu çok kızdırırdım. Hatta benim söylediğim çayları da genelde getirmezdi. Çünkü, Dursun amcayı işletmek için, Memet usta ya 5 çay, Halis ustaya 3 çay diye çok işletirdim. Dursun amca benim söylediğim çayları götürdüğünde ustalar ile aralarında tartışma çıkardı. Bende uzaktan bakar
keyiflenirdim.
Bazen babalarımız bu mekanlarda oturur sohbet ederlerdi. Bizde biraz uzaklarında oturur, büyüklerimizin kendi aralarında Türkiye meselelerini tartışmalarını, can kulağıyla dinlerdik.
Ne konuştukları çok net bir şekilde hafızamda saklı. Şaşırmamak mümkün değil. Memleket meselelerine çok ilgiliydiler. Çok da bilgileri vardı. Benim daha ilkokula başlamadan önceki yıllarımda bile babam her gün eve, iki gazete getirirdi. Tartışmaları çok heyecanlı ve seviyeli olurdu.
Malakan DURSUN amca ; sağlık ocağının verem-dispanser bölümünden çıkarken merdivenlerde bir anda yuvarlandı. Bende Osman GÜNER amcamızın hızar atölyesinin önündeyim. Arada 5-10 m lik bir uzaklık vardı. Dursun amcanın düşüşünü görür görmez öyle bir bağırmışım ki benim sesime , oradaki tüm esnaflar dışarı çıkmışlar. Dursun amca kolunu kırmış ve yerde kıvranıyordu , bende başında hüngür hüngür ağlıyordum. Büyüklerimiz geldi. Sağlık ocağına götürdüler.
Bu olaydan sonra Dursun amca beni torunu gibi sevmeye başlamıştı. Bazen beni alır eve ailesinin ve çocuklarının yanına götürürdü.
Dursun amcanın kızlarından olan ablalarımızdan biride Ankarada meşhur bir Yargıtay üyemizin eşidir.
Bazen kahvede arabacı TEFO dayı beni yakalardı, dövmek isterdi. Ama dursun amcanın kanatları altında olduğum için beni dövemezdi.
Burada isimlerini andığım büyüklerimizin tamamı Hakkın Rahmetine kavuşmuştur . Hepsinin ruhu şad, mekanları Cennet olsun. İnşallah bana haklarını helal etmişlerdir. Yoksa işim zor demektir.
Saygı ve Sevgilerimle
Oktay YAVLAL
|