Sevgili Hemşehrilerim,
Bu site basın ahlak kurallarına uymayı alenen kabul eder. Hiç bir kişi, kurum ve kuruluş aleyhinde yazı yazmamaya önem gösterir. Hiçbir siyasi görüşü desteklemez ve devlet büyüklerinin tümüne ayrım gözetmeksizin aynı şekilde saygı kuralları çerçevesinde davranır ve bu durumu bozacak hiçbir yazının yayınlanmasına müsade etmez. Kişileri, ırk, din, dil ve renk gözetmeksizin herkesi eşit kabul eder ve birinin diğerine üstünlük sağlayacak şekilde yazı yazmasına müsade etmez.

Sitemizde bulunan tüm bilgi ve belgeler art niyetli kullanım dışında diğer kardeş siteler tarafından kaynak belirtmeksizin kullanılabilir. Sitede yayınlanan kişilerin kişilik haklarını engelleyecek, aleyhte durum oluşturacak hiç bir yayına müsade etmeyecektir. Bu durumda mağdur kişi lehine taraf olacaktır.

Sitemiz Sarıkamış'lıların tanıtılması, kendilerine güvenin artırılması ve birlik beraberlik ruhunun oluşturmasını kendisine amaç edinmiştir. Bu bağlamda her türlü öneri ve çalışmayı desteklemektedir. Sarıkamış adına yapılacak her türlü etkinlikte bulunmayı görev kabul eder ve bu istikamette yayın yapar.

Saygılarımızla,
Bildirim
  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default style
  • blue style
  • red style
Salı, 07 Şub 2012
YOU ARE HERE: Anasayfa Makaleler Oktay YAVLAL Yazıları LİSE YILLARINDAN BİR HATIRA

LİSE YILLARINDAN BİR HATIRA
Lisedeyken, okul yönetiminin çok disiplinli olduğu bir gündeyiz. Günlerden pazartesi. İstiklal marşı için sıraya giriyoruz. Biraz sonra başımıza geleceklerden habersiz bir durumdayız. Ön tarafa Selçuk BALTACI hocam için bir sandalye koyuldu. Hocam, sandalyenin üzerine çıkarak, orkestra şefi gibi bizlere İstiklal marşını okutturuyordu.

İstiklal marşını okurken, o kendine özgü gülümsemesi ile biraz sonra "Siz görürsünüz" der gibi bir hali vardı. İstiklal Marşı bitti. Selçuk hocam, sandalyenin üzerinden yukardan bakarak parmak işareti ile tek tek saçları uzun olan öğrencileri ön tarafa çağırdı.

Ön tarafta, okul müdürümüz Kemal ESEN hocamız ve yanında hocalarımız Şener KARATAŞ , Gürsoy SOLMAZ , Nuran AYDIN, Ali BİLEN, Gündüz AKÇA, Namık AKÇA, Necati KODAN, Turan AYTAÇ, Mehmet EVREN, Rızvan ÖZBEY, Muzaffer ATICI, Necati DEMİRCİ , Adnan KARAKURT , Cengiz BÜLBÜL, Canatan YILMAZ, Celal KAYGINOK gibi çok değerli hocalarımız, tam kadro oradaydılar.

Selçuk BALTACI hocam, İstiklal Marşı bittikten sonra sandalyeden aşağıya inmedi. Nöbetçi öğrenci arkadaş, hocamıza getirdiği makası uzattı. Hocalarımızın ve okulun bütün öğrencilerinin önünde saçı uzun olan ben ve benim gibi yaklaşık 30-40 arkadaş Selçuk hocamın önünde sıraya girdik. Kurbanlık koyun gibi, kafamızı hocamızın şefkatli ellerine teslim ediyorduk. Saçlarımızı tek tek kesmeye başladı. Öyle bir makasla kesiyordu ki, sanki özellikle körleştirilmişti.

Saygı değer müdürümüz Kemal ESEN hocamız, sert duruşunu hiç bozmuyordu, bizim yaramazlıklarımızdan bıkmış, usanmıştı. Hocalarımıza baktığımızda, yüzlerinde tatlı bir tebessüm vardı.

Gürsoy SOLMAZ hocam; her zamanki gülümsemesi ile bizlere takılarak, "UZAR UŞAĞLAR UZAR" diyerek, moral veriyordu.

Turan AYTAÇ hocam; "BUNLARIN SAÇLARINI DEĞİL KAFALARINI KOPARMAK LAZIM" diyerek, daha köklü bir çözüm öneriyordu.

Necati DEMİRCİ hocamız, manalı bakışlarla "ÇOK ÜZGÜNÜM ÇOCUKLAR" der gibi bir hali vardı.

Muzaffer ATICI hocamız; "ÇOCUKLAR ÇOK YAKIŞIKLI OLDUNUZ" diyerek, bizlerle kafa buluyordu.

Ali BİLEN hocamız; yüreğine su serpilmiş gibi "OH BEEE.. DERS OLSUN, SİZE DERS ! " diyerek sevincinden, yerinde duramıyordu.

Selçuk BALTACI hocamızın ; Yalçın GENÇ ,Necati AYDIN, Erhan BULUT, Ercan EKİNCİ F.Yaşar YILMAZ, Nihat YEŞİLOVA, Caner EKİNCİ ,Metin KURU, Melik YILDIRIM, Ercan EKİNCİ, Suat YEŞİLOVA ve benim saçlarımı keserken aldığı zevk, görülmeye değerdi.

Keserken "OLA SİZ BURAYA ARTİZ OLMAYAMI GELDİZ" diyordu. O sempatik tavırlarıyla, bizim hem tepemize vurması, hemde kafamızdan derin bir tren yolu açması, hocamızın bayağı hoşuna gitmişti.


Okulun bütün öğrencilerinin bize gülüyor olması çok zorumuza gidiyordu.
Dişlek Hasan’ın, dişlerini tavşan gibi öne doğru çıkartıp “pığ, pığ, pığ” gülüyor olması bizleri zıvanadan çıkartıyordu.
Fırtığlı İbo bile bize gülüyordu.
Ya Keçel Nizo ile Gıl Osman ın gülmesine ne demeli ?

Demet ORAL ın, iki elini yakasına götürerek ohh ..ohh..çekerek kikirdemesi,
Funda AYDIN ın ön sıralardan nede güzel oldu der gibi gülerek bakıyor olması, bizleri çok kızdırmıştı.

Toplu bir şekilde lisenin yokuşundan aşağıya doğru iniyoruz. Bizleri görenlerden kimisi sözle takılıyor, kimisi el hareketiyle dalgasını geçiyorlardı.
Hal binasının önünden geçerken, minibüsçü lele lakaplı İlyas amca; gülme krizine girerek "lele gurban, sizi kim bele alaca goyunlar gibi gırkıf?" diyerek üstümüze güldü.

Sarıkamış gençliğinin beynelmilel kuaförü olan, Sarıkamış ın bir numarası, doğu Anadolu nun en muhteşem güzellik uzmanı, Çağdaş ve modern saç kesimini ilk uygulayanlardan olan Abdullah (Apo) abimizin, güzellik salonuna iştirak ettik.
Abdullah abi, bir alemdi. İçeri girer girmez "Vağ Vağ Vağ Ulaaaa size kim bele gıydi" demezmi ?
Saçlarımızı üç numaraya vurmamız gerektiğini söylüyordu. Makas izinin kaybolması ancak bu şekilde mümkün olurmuş. Başladı saçlarımızı traş etmeye.
Biz, Selçuk BALTACI hocamızın o kör makasını arar olmuştuk. Çünkü Abdullah abi, makineyle resmen saçlarımızı yoluyordu. Saçı kesilen her arkadaş, kan ter içinde kalıyordu.
Saçlarımızı üç numarayla traş etmesine rağmen makas izleri kaybolmamıştı. Bizi ustura ile kazıtma konusunda ikna etti. Saç köklerinin yumuşaması, için orada bulunan bütün arkadaşların başlarını sabunladı. Başımız köpükler içinde oturmuş sıramızı bekliyorduk. Hepimiz saçlarımızı kazıttık.

Dışarı çıkınca, kafamız donmaya başladı. Yürürken başlarımız ampul gibi parladığı için herkes bize bakıyor ve alay ediyorlardı.
Ertesi gün okulun önünde içeri girmek için sıraya girdik. Arkadaşlardan kafamıza vuranlar, laf atanlar, bizimle kafa bulanlara, çok fazla bir şey diyemiyorduk.
Kemal ESEN hocamız, bizi odasına çağırdı. Gittik odasına. Hocamız bize "Saçlarınızı kazıtmakla bizleri protestomu ediyorsunuz, pis herifler? " dedi. Biz, neye uğradığımızı şaşırmıştık. Ellerimizi açtırdı, sopasıyla her elimize beşer defa vurdu. “Hadi şimdi sınıfa defolun diyerek, bizi kovdu”. Müdür beyin odasından çıktık.

Tarih dersinde Gürsoy SOLMAZ hocamın, arada bir yanımıza gelip, kafamızı sıvazlayarak "uzuyor uşağlar uzuyor" diyip, kafamıza hafif hafif vurması ile çıkan “Şap Şap Şap” seslerini bütün sınıf duyabiliyordu.

Bu hatıramı, sizlerle paylaşmak istedim. Asla hocalarımızdan hiçbirisine küskün ve kırgın değiliz. Bu yazımla herhangi bir hocamı incitmek veya eleştirmek gibi bir niyet taşımadığımı belirtmek isterim.

Keşke o günlere tekrar dönebilsek de Selçuk BALTACI hocam, saçlarımıza tekrar tren yolu açabilse.

Çok kıymetli hocalarıma saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Oktay YAVLAL
Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Alaattin Kızıltan  - saç kestirme   |03-12-2009 20:04:33
Siz bilmiyorum hangi sınıftaydınız ama.
dikkatinizden kaçan bişey var:
Saç kesme emrini zamanın tümen komutanı vermişti. Çünkü o zaman askeri
yönetim işbaşındaydı.

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."