Kızlar ile yan yana oyunlar oynardık. Onlar "ayaktaşı" oynarlardı. "Birler, ikiler, üçler "
diyerek. Düz ve özenle seçilmiş ayaktaşını; çizgilerle bölünmüş kare bölmelere atarak ,uzun
adımlarla ayaktaşını, bütün karelerden geçirmenin mücadelesini verirlerdi.
Kız ve erkek çocukları hep bir arada oynamamıza rağmen, hiçbir büyüğümüzün müdahalesi olmazdı. Çünkü mahallemizin kızlarını belki biri hariç, kendi öz kardeşimiz gibi görürdük. Birini de mahsumane bir şekilde çaktırmadan severdik. Ne tertemiz sevgiler tatmışız meğer. Aklımızdan hiçbirşey geçirmeden sevgiyi gerçek anlamıyla saf ve duru yaşamışız.
Mahallemizin oyun sahası: İstasyon mahallesine giden yol üzerindeydi. Oyun güzergahımız,
Ali Asker ağabeynin bakkallından başlardı, demirci Halis usta ve Beyaz Taş amcamızın
evlerinin bulunduğu yere kadar devam ederdi. Büyük bir oyun kulvarımız vardı. Kızlar ayaktaşı, bebek saklama, istop , tek-çift gibi oyunlar oynarlardı. Bizde bilye , para ve ceviz
oyunları oynardık.
Mahallemizin hırçın çocuğu Zeki ile "mors" oynamak mümkün değildi. Onun eneke bilyası
çok özeldi. Bilyalara şandel vuruşu vardıki , bazen bu vuruşa bilya dayanamaz
yanlarından parça atardı.
Nalbant Memet amcanın oğlu Bülent ile "kuyu" oynanmazdı. Çünkü "cığızlığ" yapmayı çok severdi. Kuyudan itibaren karışları ölçerken, elini sürüterek karışlardı.
Her oyuna başlarken "cığızlığ yapanın anasıni" derdik. Ama oyun içinde bazı arkadaşlar
sözünde durmazdı. Olan yine analarımıza olurdu.
Gücümüz yetmediği için Bülent in bu cığızlığına hep göz yumardık. Sesimiz çıkmazdı.
Ama hep "yuduzurduk"
Bilyaları, yan yana dizer "baş" oynardık. Arkadaşlarımız olan Nejdet ve Halil ile kimse "baş" oynayamazdı. Mahallenin bütün çocuklarını soyar soğana çevirirlerdi. Halil, uzaktan enekesini öyle fırlatırdı ki tam baştaki bilyanın tepesinden vururdu Eneke en baştaki bilyaya değdiği zaman bilyaların hepsi kazanılırdı. En favori oyun arkadaşlarım rahmetli Mihrali amcanın oğulları Sevinç ile Cemil di. Çünkü hiç cığızlığ nedir bilmezlerdi. Benim dişime göre oldukları için cığızlanır, onları yutardım.
Her mahallenin bir "çurgurcusu" olurdu. Adı çıkmış bazı ünlü çurgurcular vardı. Onlardan biri geldimi, pür dikkat hem oynar, hemde onu takip ederdik. Her an bilyalara bir saldırı olabilirdi.
Oyunun en güzel yerinde berber Kenan ağbi bilyalarımızın hepsini avucunun içine alarak "çurrr! Gurrr!" ederdi. Kenan ağbiye çok yalvarırdık. Bilyaların yarısını kurtarırdık. Kalan yarısını da havaya fırlatırdı. Kim yakalarsa onun olurdu. Bilyaları kapmak için birbirimizi ezerdik.
Bilya,para,ceviz oynadığımızda; Adnan, Sönmez, Zeki YÜKSEKDAĞ, Kenan abi, Faruk, Memet, Bakan, Tıpış, Nejdet, Canip ÖZTAŞ, Suat, Muhlis, Halil , Nejdet, Yalçın ZENGİN, Zafer MALKOÇ , Yavuz TAŞ, Yasin TAŞ gibi oyuncular varsa, oyunun sonunda bir
"hır" çıkacağı kesindi. Birbirimizi çok döverdik. Ama asla küsmezdik. Hatta ertesi gün karşılaştığımızda "Ola aslanım o nasıl vurmağtı? sabağa geder yatamadım" diye serzenişte bulunurduk.
Birgün Yalçın ZENGİN , Bülent in gözünü şişirmişti. Gözbebeği yaklaşık bir ay hiç görünmedi.
Uzun bir dönem çekik gözlü kaldı. O olaydan sonra lakabını "Çinli" koymuştuk. Yalçın ZENGİN yaşça bizden biraz büyüktü. Çok babayiğiti. Arkadaşı için her şey
yapabilecek kadar fedakar bir kişiliğe sahipti. Kişiliğinin bu özelliğinden dolayı lakabına
Zango derlerdi.
Para oynardık. Canip"Yazı Tura" oyununda bizi çok kandırırdı. Parayı Avucunun içine dik koyarak, istediği zaman yazı, istediği zaman tura getirebiliyordu. Çok hokkabazdı. El çabukluğu, bir sihirbaz kadar ustacaydı. Babamızdan aldığımız harçlıkları, Canip e , Halil e yuduzurduk. Sefil sefil eve gelirdik.
Paralarımızı yutan arkadaşlar; kazandıkları paralarla gazoz alırlardı. İçine beyaz leblebi
doldururlardı. Karşımıza geçer, gazozu lıkır lıkır içerlerdi. Şişenin içinden gelen
beyaz leblebileri kıtır kıtır yerlerdi. Bizim paralarımızla almalarına rağmen bir yudum
olsun bize vermezlerdi. Hele birde gazoz bittikten sonraki geğirmeleri çok havalı olurdu.
Yuduzanlar, yan tarafta oyun oynayan kızlara bulaşırlardı. Kaybetmenin vermiş olduğu sinirlilik haliyle ya kızların arkadan lastik ile bağlanan saçlarının kuyruk bölümünden tutar çekerdik. Oynadıkları "ayaktaşını" alır kaçardık. Mahallemizin bazı kızları bizim peşimize düşerlerdi. Bizi yakalar ve öçlerini alırlardı. Bu kızlardan hepimiz çok korkardık. Bunlara çok fazla yaklaşmadan uzaktan uzağa "erkek Fatma! Erkek Fatma!" diye bağırarak onları kızdırırdık.
Mahallede bilye ve para oyunlarında ustalaştığına inanan ve kendilerine güvenen arkadaşlar
"Çakır'ın bacaya" transfer olurlardı. Çakırın bacada, sıradan oyuncuların kazanma
şansı sıfırdı. Çünkü bütün mahallelerin en usta oyuncuları oraya gelirlerdi.
Sarıkamış, çok büyük bir aileden ibaretti. Hepimiz bu büyük ailenin birer fertleriydik.
Sarıkamış kendi kimliğine hepimizi uydururdu. Hangimiz fakirdik, hangimiz
zengindik pek belli olmazdı. Olan olmayanla incitmeden paylaşırdı.
Acaba bizmi değiştik? Sarıkamışmı değişti? Yoksa topyekün hepimiz birdenmi değiştik?
Sevgi ve Saygılarımla
Oktay YAVLAL
|