|
Ortaokul ve lise yıllarında Sarıkamış dışından gelen subay, astsubay ve memur çocuklarının; bizlere sosyal ve kültürel olarak kattıkları çok şey olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda onlarda Sarıkamış’ta bulundukları süre içinde bizlerden çok şey kazandıklarını, bugün bile görüştüğümüz birçok arkadaşımız söylerler.
Arkadaşlarımız ile askeri lojmanlara, orduevine gitmek çok ayrı bir havaydı. Herhangi bir doğum günü, eğlence gibi bir organizasyona çağrılmış
olmak, Sarıkamış ta yetişen bizler gibi gençler için, çok önemliydi.
Subay orduevinde, aynı sınıfta okuduğumuz bir kız arkadaşımızın, doğum günü kutlaması vardı. Bu doğum gününe arkadaşımız, ayrım yapmaksızın sınıftaki bütün arkadaşları davet etti. Sınıfımızdaki birçok arkadaş, böylesi bir daveti çok ciddiye aldılar. Günler öncesinden kıyafet hazırlıkları başladı. Arkadaşlarımız; hediyenin en iyisini, en pahalısını, en göze gelenini almak gibi bir heyecan içindeydiler.
Okulumuzun yanındaki eski harabe taş binanın içine girip, dans dersleri alan arkadaşlarımız bile oluyordu..
Gün yaklaştıkça, herkesin heyecanı artıyordu. Ama arkadaşımız Turan ın, çok ayrı bir heyecanı vardı. Turan; Eski Sarıkamış köyünden okula gelen bir arkadaşımız dı. Turanı ın bir başka özelliği de söylenen her şeye çok çabuk inanırdı.
Hergün yanıma gelerek “”ola oğlum ben hediya ne alim, bu gıza”” der dururdu. Bende şaka olsun diye “”aslanım sizin inekleriniz var, bir bidon bol gaymağli yoğurt al getir”” dedim. Amacım onu kandırmak felan değildi. Sadece şaka yapmıştım. Turan, yanımdan ayrıldı. Bir daha hediye konusunu hiç açmadı.
Heyecanla beklenen o gün geldi . Orduevine ilk gidenlerden biride bendim..
Arkadaşlar; en şık kıyafetleri ile gelmeye başladılar. Tabi şıklık adına, çok ilginç tipe giren arkadaşlarımızda vardı.
Mustafa kışın ortasında bembeyaz, ince daracık bir pantolon , üstüne de kalın boğazlı bir kazak giymişti. Kazağını, pantolonun içine sokmuştu. Ayaklarına da üç dört numara büyük bir çift ayakkabı giymişti. Giydiklerinin kendisine ait olmadığı besbelli ortadaydı.
Mustafa nın, kendince havasından hiç geçilmiyordu. Hatta içeri girerken “ Mısto çok şık olmuşsun aynı bizim İSABALİ ye benzemişsin “ dediğimde. Onun cevabı da “ ola oğlum de get yav. Sus da burasi ordievi, ele şeyler deme daa”. Derdi.
Az sonra Turan'ın iştirak ettiğine şahit olduk. O da çok şık giyinmişti. Tek kusuru ceketi dizlerindeydi. Dikkatimi; Turan ın taşımakta zorlandığı, plastik örmeli büyük ekmek çantası çekti. Çok garip ve büyük bir çantaydı. Herhalde boyutu büyük bir hediye aldı diye düşünmüştüm.
Herkes yerine oturdu. Müzik çalmaya başladı. Bizim arkadaşların büyük bir kısmı ortama uyum sağladı. Ama aramızda birkaç arkadaşımız, ortamı incelemekle meşguldü. Hatta şaşkınlık içinde dünya ile irtibatını kesmiş olan arkadaşlarımız bile vardı..
Müzikle beraber, birçok arkadaşımız dans etmek için piste çıktılar. Uluorta saklanmaya çalışan arkadaşları da, doğum gününü kutladığımız kız arkadaşımız sırayla dansa kaldırıyordu. Arkadaşlar zoraki kalkıyorlar dı.Piste zoraki kalkan arkadaşlar dans ederken o kadar uzak duruyorlardı ki, dans eden iki kişi arasından, bir taksi rahatlıkla geçebilirdi.
Hele Turan ın kafasını yukarı doğru kaldırıp tavanı incelemesi çok komikti. Yanına gittim “tavana niye bakıyorsun? “ diye sorduğumda, cevabı çok ilginçti “ola oğlum ao şüşelerin içinde ne geder lamba var ele”. Yani herkes eğleniyor iken, Turanda oturmuş orduevinin avizelerindeki lambaları sayıyordu.
Sarıkamış merkezde büyüyen arkadaşlarımız, bu tip organizasyonlarda çok yabancılık çekmiyorlardı. Sarıkamış gençliği o dönemlerde, sosyal ve kültürel olarak batı vilayetlerindeki gençlerden daha iyi bir durumdaydı, diyebilirim.
Köylerimizden binbir zorlukla, eğitim almak için Sarıkamış a gelen arkadaşlarımız için bu tip organizasyonlar, elbette alışık olmadıkları bir durumdu.
Sıra hediyeleri takdim etmeğe geldi. Herkes sırayla gelip hediyesini verip yerine geçip oturuyordu. Kocaman çantayla, Turan geldi. Çanta çok ağırdı. Taşımakta bile zorlanıyordu. Çantanın içine bir baktım, ne göreyim? Şaşırdım kaldım. O an kafamda şimşekler çaktı ve Turan a yaptığım şaka aklıma geldi. Çünkü çantanın içinde kocaman bir BAKRAÇ vardı. Muhtemelen içi de yoğurt doluydu.
Turan hediyesini verirken yanında durdum. Bir kaza olur, bakraç devrilir diye çantayı ben aldım, yan tarafa koydum. Kaşla göz arasında doğum gününü kutladığımız arkadaşa durumu anlattım. Çanta, bütün arkadaşların dikkatini çekmişti.
Doğum günü bitti. Herkes Turan a takılmaya başladı. Turanda eline geçirdiği uzun bir buz parçasıyla düştü peşime.
Arkadaşımızın ailesi yoğurda resmen bayılmışlardı. Ağızlarında tat bırakmıştı.
Aradan bir ay kadar geçti. Turan bana çok büyük bir derdini açtı. Hergün annesinden bir ton dayak yiyormuş. Dayak sebebi de , yoğurt gönderdiği boş BAKRAÇ ın geri gelmemesiymiş. Hatta annesi “abu birgaç gün içinde STİLİ (bakracı) getırmesen eve gelme” demiş.
Bende konuyu, doğum günü kutlanan arkadaşa anlattım. O da boş bakracın geri verileceğini düşünemediklerini söyledi. Bakracın; kulplu ve hoş bir görüntüsü olduğu için, annesi çöpe atmaktansa içine çiçek ekelim demiş. Şimdi işler hepten karıştı. Ertesi gün bakraç, içine çiçek ekilmiş vaziyette ve yanında da kapağı olmak üzere çantanın içinde getirildi. Turan sevincinden havalara uçuyordu.
Ertesi gün, Turanın yüzünü kızarmış ve moralsiz bir halde gördüm. Annesinden bir ton dayak yine yemiş. Çünkü çiçek su alsın diye, bakracın dibine kocaman bir delik açmışlar.
İyi ki böyle bir şaka yapmışım. Her şey unutuldu ama bu hatıra hafızalarımızda canlılığını muhafaza ediyor.
Değerli okuyucular; bu yazılanları 14-15 yaşların da yaşanıldığını dikkate alarak okuyunuz. Amaç; hiç kimseyi küçük düşürmek, aşağılamak veya hakir görmek değildir. O dönemlerde bu kavramları bildiğimizde söylenemezdi.
Turan ile görüşemedim eğer izin verirse bakraçlı bir doğum günü resmimiz var, o resmide sitede yayınlatmayı düşünüyorum.
En derin sevgi ve saygılarımla.
Oktay YAVLAL
|