Uzun gecen kış mevsimleri asfalt yollarımızın kimyasını bozardı. İlkbaharla birlikte karların erimesiyle yollarda kasislerin oluştuğunu görürdük. Yolculuk esnasında "Aman kasis, kasise dikkat et!“ seslenişlerini duyardık. Karayollarına, ilgili kurumlara kaliteli yol yapmadıkları icin veryansın ederdik. Hatta Avrupa yollarının örnek alınmasını isterdik. Meğer kazın ayağı hiçte öyle değilmiş! Nasıl mı? Buraya belkide son elli yılın en fazla yağan karı düştü bu yıl. Geçen yılların kış aylarında kar yağışını nadiren görürdük. Trafik herzamanki mutat şekli ile akar giderdi, hiçbir zorluk çekmez idik. Hatta son birkaç yıl öncesine kadar kışın araçlara kışlık lastikte takmazdık, ta ki birkaç yıl önce kanunen mecburi oluncaya kadar. Artık ekim ayı ortalarında kışlık lastikleri taktırıp mart sonu yazlık lastiklerle değiştirmeye başladık. Belki kışlıkları takmayabilirdikte, kar yağmıyor kışlar normal geçiyordu. Günün birinde çıkarılan bu kanun ile oto kontrol sağlandı. (Diğer birçok alanda olduğu gibi) Yeni düzenlemelere göre kış mevsiminde kışlık lastik takmayan sürücülere olası trafik kontrollerinde para cezası kesileceği belirtildi. Yine kışlık lastiği takılı olmayanın karışacağı bir kazanın bedelini sigortaların karşılamayacağı kesinleşti. Hal böyle olunca artık ekim ayının ortasından itibaren bir tekerlek telaşı alıp başını gitti. Yapabilen kapısında kendisi değiştirmeye, yapamayan, yapmak istemeyen tekerlekleri bagaja yerleştirerek araba tamircisinin yolunu tutmaya ve ortalama 20€‘ya değiştirmeye başladı. Aynı işlem ilkbaharda yazlıklar için tekrar ediliyor.
İlk defa bu yıl kışlıkların keyfini çıkardık. Ocak ayının ikinci haftasında yılbaşı tatili bitince yoğun karla birlikte işbaşı yaptık. Özellikle de İstanbul mahreçli kar ve trafik korkusunu televizyonlardan da izleyince biraz tedirginlik vardı. Yola ilk çıkışla kışlıkların yola hâkimiyetini anladıktan sonra korkunun yersiz olduğu ortaya çıktı. Varmamız gereken yere ulaşabilmek için biraz daha erken yola çıkış ve dikkatli olmak yeterli oldu.
Ocak ayinin sonlarına doğru her gün rahatlıkla geçtiğimiz caddelerde aniden çukurların oluştuğunu gördük. Şehir içi caddelerde, kasislere girmemek için bolca slalom ve fren yaptığımızı fark ettik. Sessizce ortadan çekilen kar geride delik deşik olmuş caddeler bırakmıştı. Bu fark ediş daha önceden Sarıkamış’tan bildiğim kasisleri hatırlamama ve bu yazıyı yazmama sebep oldu. Kasisler birden gündemin ilk sıralarında yer edindi. Yıllardır kar yağışına hasret kalanlar; artik bu yeni durumu konuşur oldular, kasise girme, kasisten kaçma yolları sohbetlere konu oldu. Radyolardan özellikle tehlikeli olabilecek büyük kasislerin hemen bildirilmesi anons edildi. Ancak yıllardır bu sekil bir olayla karşılaşmayan belediyeler, caddelerdeki delikleri yamamak için yeterli paraya sahip değillerdi. Ocak ayında oluşan kasislere mart ayinin başı itibariyle müdahalede bulunuldu. Bu günler itibariyle yollardaki kasislerin yavaş yavaş yama ile kapatıldığını görmeye başladık. Mesele yeni olduğu için ilginç fikirler de üretildi bu aralar.
Bir kasabanın belediye başkanı kasisleri satılığa çıkardıklarını açıkladı. Bu kasabada hiç alışılmadık bir yol ile yollardaki kasislerin rehabilite edileceği belirtildi. Belediye Başkanı bu komik fikri gülümseyip kabul edecek insanların olabileceğine ve bir kasise 50 € değer biçebileceklerine inanıyor. Kasisi tamir edeceklerin isimlerinin yazılı olduğu plaketler caddede yer alacak. İlginç bir fikir olduğu için de hemen dikkatleri çekmiş, BBC televizyonu röportaj yapmaya gelecekmiş.
Bugünlerde Sarıkamış’ta artik karin azaldığını tahmin ediyorum. Görüldüğü gibi karların erimesiyle oluşan kasisler yalnız Sarıkamış’a özgü değildir. Karin bilinen değişik özelliklerinin yanına birde yolların kalite kontrolüne vesile olduğunu da katmak gerekir.
Bahattin Koca
Offenbach,7 Mart 2010