|
Bahattin Koca
Almanya, 20.11.2010
Otoyollarda, çoğu zaman yemyeşil ormanlar size eşlik ederler. Zengin ormanlar; insana, seyir zevkini vererek, keyifli yolculuk yapmayı sağlarlar. Yeşilin tonları; stresi, gerginliği alırken, aynı zamanda aşırı hız yapma dürtüsünü de engellerler. Bazen, Sarıçam ormanları ile karşılaşma imkanını da verir otoyollar. İlk, tek, sarı çamlarla göz temasına geçtiğimde, kendimi Karakurt‘un rampalarında bulur, heyecanla ilk çamlara varırım. Tek çamlarla varlığını hissettiren, yol boyunca eşlik eden ormanla, Sarıkamış’a kadar varır gibi olurum. Ancak; çocukluğumun, ciğerlerime dolan mis gibi orman havasını, ağac, reçine kokusunu alamayınca irkilir, anılarıma dalarım.
Karakurt‘tan Sarıkamış’a doğru, rampalara tırmanırken, sizi karşılayan tek çamlar, orman bitki örtüsünün başladığını haber verirler. Yükseltiyle birlikte zeminin, ışığın ve mavi gökyüzünün farklılaştığını görürsünüz. Hele bir de mevsim kiş, hava da güneşli ise, o tek çamlarla birlikte, kristal toz Karın sınırının başladığına şahit olma mutluluğuna erersiniz. Beyaz örtüyü oluşturan kristal kar taneleri;
ışıl ışıl ışıldayarak, dünyada eşi benzeri olmayan doyumsuz manzarayı göz ününe sererek, karlar diyarıi Sarıkamış’ın sınırından içeri girdiğinizi haber verirler. Rampalara tırmanırken, teninizde hissettiğiniz serin hava, size, yüksek rakımlı bir şehre yaklaştığınızı anlatır.
Bir gün, başımızda saygıdeğer antrenörümüz, ağabeyimiz Sacit Özbey olmak üzere, Ağrı’dan, mukavamet yarışmalarından dönüyoruz. Sanırım şubat ayı sonları idi. O gün; Ağrı’da, ağır bir yarıştan çıkmış idik. Sarıkamış’ın kristal karına alışık olan bizler, Ağrı’nın sulu karına denk gelmiş ve cok yorulmuştuk. Sulu karda, tüm gücümüzle fule atiyorduk ama her fulede kayak, yarı boyu kadar geriye kaçıyordu. Kayak; geri attıkça, kol bacağa, bacak kola yükleniyordu. Fule, çift sopa, paten, çift sopa tek fule gibi bildiğimiz tüm teknikler hak getire. Verilen çaba, bedeni kayağa taşıttırarak, zorlu hedefe varma uğruna yapılıyordu. Bu; insan bedeninin, sulu kar ile giriştiği, ağır bir mücadele idi. Kayağın geri atması; arabanın ileri gitmesi için verilen gazın, tekerleklerde geri tepip, karda badanaja girmesi gibidir. Pist, Kuzey Disiplini yarışmalarına uygun değildi. Karlar diyarındaki kendi pistimize alışık olan bizler, hayal kırıklığına uğramış idik.
Bizdeki mukavamet yarışları, Osman Yüce Kayak Tesisinin alt tarafında yer alan, Handere yolu güzergahindaki ormanın kenarında baslardi. Piste, aşağıya doğru kayarak, tren yolunu birinci tünelin önünden aşarak varırdık. Pisti, Sacit Ağabey çizerdi. Pist; start aldıktan sonra ağaçlarla iç içe gider, ilk dönemeçten sağ tarafa döner, tatlı rampalarla, iniş çıkışlarla, düzlüklerle, İznos’a kadar uzanırdı. İznos’un hemen eteğinden kıvrılarak, yine ağaçların gölgesinden geriye, meşhur Hamza‘nın Gölünün kıyısından geçtikten sonra, sola doğru geniş bir yay çizerek, çıkış noktasına doğru yönelir, orada sona ererdi. Mukavamet pisti boyunca; çam ağaçları, bize, eşlik ederlerdi. Sacit Ağabey, muhakkak, pisti tek çamlarla, birkaç noktadan iliskilendirirdi. Gerek fiziki yapı ve zorluğu, gerekse de karın kalitesi nedeni ile bu güzergah; tartışmasız, Türkiye’nin en iyi çizilen pistiydi. Düzlükleri, inişleri ve çıkışları birbiri ile orantılı olurdu. Fiziki yapısına göre fule, çift sopa tek fule, yokuşa fule, paten, çift sopa gibi tekniklerle koşulurdu. Toz karın, beyaz, berrak kristal kar taneciklerinin ne olduğunu, nasıl göründüğünü en iyi biz bilir idik. Hele bir de kayağın geri kaymasını engelleyen, hizli gitmesini sağlayan waksi da (krem) tutturmuş isek, bedenimize zindelik, dinçlik hissi yayılırdı.
İste; Ağrı’dan, hem de zorluk derecesine göre, dünyanin en ağır sporları arasında sayılan mukavamet yarışlarından dönmekte olan bizler; Karakurt’u geçmis, Sarıkamış’a doğru yol alıyorduk. Zaman, bir öğlen sonrası, hava masmavi, günes parlaktı. Aniden bir arkadaşımız, „Kurban olduğum kar, Rabbim seni ne güzel yaratmış!“ diye bağırınca rampalarin orada olduğumuzu farketmiştik. Arkadaşımızın içten gelen, aslında bir gerceği ifşa eden bu samimi sözleri, hepimize yaşama sevinci vermişti. Karşıda, kristal kar tanecikleri ışıl ışıldı. Ben; o an, o noktada gördüğüm kristal ışıltıyı, arkadaşlarımın gözünde de yakalamış iken, hemen az ötede, bu mutluluğa eşlik eden bir tek çamı farketmiştim. Ayrıca; o gün, kristal karın sınırının da orada, tek çamlarla başladığını öğrendiğim için, çok heyecanlanmıştım.
Tek çamlar, türünün tüm özelliklerini kendilerinde barındıran, öncü, değerli ağaçlardır. Soğuk iklimin mert insanları gibi zor, yüksek rakımın heybetli, müjdeci ağacıdırlar. Yola düşenlere, yüksek dağ başlarında oksijenin hasının, yayla bitki örtüsünün var olan en değerlisinin, karın en güzelinin başladığını, gururla haber vermek için ayrı düşmüşlerdir. Doğal yansımalarını paylaşmayı severler. Yol boylarında karşılaştıkları yabancılara, yaklaştıkları şehrin ön yargıdan arınmış, misafirperver insanlardan oluştugunu, yüksek rakımın soğuk ikliminde, umutlarının yeşereceği sıcacık insani ortamlari, değerleri bulabileceklerini hissettirirler.
Sarıkamış’ta; 2100 metrede, bir taraftan tabiaın özü, esası olan soğuğun, karın, tipinin, boranin ve cam ağacının, diğer taraftan bu bileşime giren yöre insanının birlikte yoğurdukları bu kültürün adı Sarıkamışlılıktır. Biz de, bu kültürün taşıyıcıları olarak, ülkemizin ve yer kürenin dört bir tarafına savrulmuş tek çamlarız. Sarıkamış kültür ormanının, ortak paydasını özünde taşıyan, tek paylarız.
Tek çamlar, dışarılara uzanarak, gidebileceği kadar uzaklara giderler. Kökleri ile sağlamlığı, dalları ile sahip olduğu güzelliği ve zarafeti ifade ederler. Yansıttıkları dostluk ve sevgi ile gönüllerin sevgilisidirler. Umulur ki; umudu yeşerten, umut feneri olan tek çamlar, oldukları yerlerde hep ışısınlar, paydalarından aldıkları öz değerlerini hiç kaybetmesinler.
Tek çama, daha çocukluğumda, Karakurt rampalarında rastlamıştım. Belki bir şeyler hissetmiş olabilirim ama; arkadaşımızın sedası ile asıl, o gün, orada, ben; tek çamın varlığına odaklanmış ve misyonunu çözmüş idim.
Saygılarımla
|