Sevgili Hemşehrilerim,
Bu site basın ahlak kurallarına uymayı alenen kabul eder. Hiç bir kişi, kurum ve kuruluş aleyhinde yazı yazmamaya önem gösterir. Hiçbir siyasi görüşü desteklemez ve devlet büyüklerinin tümüne ayrım gözetmeksizin aynı şekilde saygı kuralları çerçevesinde davranır ve bu durumu bozacak hiçbir yazının yayınlanmasına müsade etmez. Kişileri, ırk, din, dil ve renk gözetmeksizin herkesi eşit kabul eder ve birinin diğerine üstünlük sağlayacak şekilde yazı yazmasına müsade etmez.

Sitemizde bulunan tüm bilgi ve belgeler art niyetli kullanım dışında diğer kardeş siteler tarafından kaynak belirtmeksizin kullanılabilir. Sitede yayınlanan kişilerin kişilik haklarını engelleyecek, aleyhte durum oluşturacak hiç bir yayına müsade etmeyecektir. Bu durumda mağdur kişi lehine taraf olacaktır.

Sitemiz Sarıkamış'lıların tanıtılması, kendilerine güvenin artırılması ve birlik beraberlik ruhunun oluşturmasını kendisine amaç edinmiştir. Bu bağlamda her türlü öneri ve çalışmayı desteklemektedir. Sarıkamış adına yapılacak her türlü etkinlikte bulunmayı görev kabul eder ve bu istikamette yayın yapar.

Saygılarımızla,
Bildirim
  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default style
  • blue style
  • red style
Perşembe, 24 May 2012
YOU ARE HERE: Anasayfa Makaleler Bahattin KOCA Yazıları Dünyayı Torunlarımızdan Borç Aldık (2)

Dünyayı Torunlarımızdan Borç Aldık (2)

Bahattin Koca
Offenbach, 12.12.2010

Olgunlaşmış demokrasilerde; vatandaşlarca,  çokca  dile getirilen bir söz  var; “Ben vergi mükellefiyim.„ Torunlardan borç  alınan dünyanın maddi boyutunun; onlara, aynı değerlerde iadesi  için, sağlıklı vergi toplanması ve toplanan vergilerin sağlıklı uygulamasının otokontrolünü, vatandaş özümsemiş; onu, kutsal kabul etmis.

Biri, kamu malına zarar verir; bunu gören vatandaş, hemen; “Ben vergi mükellefiyim, verdiğiniz zarar benim cebimden cıkacak!“ diye itiraz eder. Toplumsal huzuru etkileyen olaylara sebep olanlara; örneğin, itfaiyenin veya polisin gereksiz ve doğru olmayan bilgiler nedeni ile mesai yapması sonucu oluşan masraf fatura edilir. Eğer; ailenin ödeme gücü yok ise  doğal olarak, fakir fukara  fonu devreye girer ve borcu öder. Bunu gören, duyan vatandaş  hemen; “Ben vergi mükellefiyim, bu para benim cebimden çıkacak!“ diyerek, tepkisini ortaya koyar. Politikacı, seçim propogandası yapar; beğenmeyen  vatandaş, “Vergi mükelleflerinin ödediği paraları çarçur edemezsiniz.” diyerek hemen çıkışır. 

Kuşaklar boyu süregelen  ve süregidecek olan bu kalıplaşmış  söylem tarzı anlamlı, güzel bir sözdür. Her yıl en çok konuşulan sözler arasından yılın sözü seçilir. Geçen yıl Almanya’da, otomobil endüstrisini rahatlatmak amacı ile en az dokuz yaşındaki eski arabaların, yeni bir araba satın alınması karşılığında verilen 2500 Euro için söylenen, “hurdaya” sözü Alman Dil Kurumu tarafından yılın sözü seçildi. İşte; bu meyanda yılın cümlesi seçilse, benim tercihim kuşkusuz, ben vergi mükellefiyim, cümlesi olur.

Günün birinde; çalışma yaşı,  erkeklerde 65’ten 67’ye çıkarıldı. Çalışanlar sokağa döküldü. Sendikalar halen bağırıyor ama bir önceki hükümetin çalışma bakanı; „ Biz torunlarımızın hakkını yiyemeyiz. Eğer, keyfimize bakıp  65 yaşında (!) emekli olursak  torunlarımızın, emeklilik sistemini yürütmeleri için, daha fazla çalışmaları gerekir.“ diyerek itirazları göğüsledi. Nitekim; tasarı, bu hükümet döneminde geçen günlerde yasalaştı.

Ne zaman emeklilik konusu açılsa, ne zaman genç bir arkadaşın, mutluluk dolu ifade ile emekliliğinin geldiğini anlatışını duysam; ben orada durmam, torunlara kadar giderim. Dedesinin yerine daha fazla çalışacağı  için, torunun yanında yerimi alırım.

Politikacının biri, torunların hakkını gözetmek için seçimi kazanamamayı göze alırken; bir diğeri, iktidar hırsına yeniden kavuşmak için, oy uğruna, torunların hakkını gaspetmeyi kendinde görebiliyor. Etik olmayan, bu 43-45 yaşında kıyak emekliliği yaşayan genc dedeler; torunları kucaklarında emekliliğin tadını çıkarırken, acaba aldığı maaşın finansmanını bugün kendi oğlunun, yarın ise kucağındaki torunununun daha uzun süreli  çalışarak karşılayacağını biliyor mu?

Dengesi  altüst olan emeklilik sistemimizin, bir daha, yeniden rayına oturtulması için reformlar yapıldı. Yine bu dönemde de bu keyfiyete; oğullar ve torunlar da çekilerek, onları sigortaya kayıt furyasi  yolu ile  iltimaslar yapılmaya başlandı. Böylelikle; torunların omuzuna  binecek yükün, bir kuşak sonrasına aktarımı cingözlükleri de yapıldı.

Pervasızca keyif ve çalışmadan ya da az çalışarak tüketim ekonomisine yönelimin bir ülkeyi ne hale getirebileceğini anlamak için; uzaklara değil, hemen komsumuza bir bakış, yeterli olacaktır. Avrupa Birliğinin  imkanlarını da kullanarak, bir dönemi har vurup harman savurarak geçirmenin bedelini ödüyorlar.

Dışarıdan bakıldığında Türkiye; genç nüfusu ile katma değer üreten, gelecek vaat eden çok büyük bir ülke. Girişte ilk temas noktası olan modern hava alanlarını, kara yollarını, oto yollarını, hastaneleri gören her yabancı göz,  altyapiya hayran oluyor. Ülkenin her  tarafına, kılcal damarlar gibi  uzanan, uzanacak olan oto yollar, başlanan ve yayılan hızlı tren yatırımları ile mal ve hizmetin üretimi, pazara ulaşımı noktasındaki zamanı ve maliyeti  gıpta ile izleyen genç nesil; emekliliğe kademeli geçişte, dedelerinin yükünü taşırken, kendi torunlarını düşünüp yorgunluklarını bir nebze sineye çekeceklerdir.

Saygılarımla


Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."