Sevgili Hemşehrilerim,
Bu site basın ahlak kurallarına uymayı alenen kabul eder. Hiç bir kişi, kurum ve kuruluş aleyhinde yazı yazmamaya önem gösterir. Hiçbir siyasi görüşü desteklemez ve devlet büyüklerinin tümüne ayrım gözetmeksizin aynı şekilde saygı kuralları çerçevesinde davranır ve bu durumu bozacak hiçbir yazının yayınlanmasına müsade etmez. Kişileri, ırk, din, dil ve renk gözetmeksizin herkesi eşit kabul eder ve birinin diğerine üstünlük sağlayacak şekilde yazı yazmasına müsade etmez.

Sitemizde bulunan tüm bilgi ve belgeler art niyetli kullanım dışında diğer kardeş siteler tarafından kaynak belirtmeksizin kullanılabilir. Sitede yayınlanan kişilerin kişilik haklarını engelleyecek, aleyhte durum oluşturacak hiç bir yayına müsade etmeyecektir. Bu durumda mağdur kişi lehine taraf olacaktır.

Sitemiz Sarıkamış'lıların tanıtılması, kendilerine güvenin artırılması ve birlik beraberlik ruhunun oluşturmasını kendisine amaç edinmiştir. Bu bağlamda her türlü öneri ve çalışmayı desteklemektedir. Sarıkamış adına yapılacak her türlü etkinlikte bulunmayı görev kabul eder ve bu istikamette yayın yapar.

Saygılarımızla,
Bildirim
  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default style
  • blue style
  • red style
Perşembe, 24 May 2012
YOU ARE HERE: Anasayfa Makaleler Bahattin KOCA Yazıları Rüyaların Dili

Rüyaların Dili


Bahattin Koca

Offenbach, 16.03.2011

Almanya’da yapılan bir araştırmaya göre dünyaya  yeni  gelen bebekler, kendi  ana dillerinin karakterine uygun şekilde ağlıyorlarmış.Alman „Die Welt“ gazetesinin ınternet sayfasında;  bebeğin,  ana rahminde, annenin konuştuğu dilin  farklı vurgularını  hafızasına kaydettiğini  ve doğduktan sonra ağlarken, o dilin melodisini kullandığı  haberi yer almıştı. Araştırma,  3 ila 5 günlük  60 Alman  ve Fransız bebek izlenerek yapılmış. Bebeklerin kendi anadillerinin vurgulamalarına uygun olarak ağladıkları tespit edilmiş.

Dünyaya geldiğinde ana dili ile ağlayan çocuk, rüyalarını da ana dilinde görür.Rüyalarında yakın çevresindeki olaylarla hasbihal olur. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre; rüya görmek, zekayı geliştiriyormuş. Bir nevi günlük hayatta karşılaşılan problemlerin, rüya sathına taşınıp orada da bir muhakeme yapılma  şansı  elde ediliyor. Hayal gücü zenginleşerek, çocuğun kişilik ve başarı gelişimini etkileyen faktörlerden biri olabiliyor. Öğrencilik yıllarımızdan çoğumuz hatırlarız; yatmadan önce, genellikle ders notlarımızın son bir tekrarını yapardık. Hatta bazı arkadaşlarımız, ders notlarını yastığın altına koymayı önerirlerdi. İşte, yatmadan önce zihine aktarılan taze bilgi ve bunların rüya sathına taşınması; sabahleyin uyanan öğrencinin,  bilgilerinin pekişmesine olanak vermektedir.

Hiçbir seçme şansı olmadan anavatanından uzakta doğmak zorunda kalan çocuk, dünyaya geldikten sonra, maalesef bu tabii haktan yoksun kalabiliyor. Ana okuluna gitmeden önce, ana dilini çok iyi öğrenmek zorunda olan çocuğun şansı,  anne ve  babasının dili ile doğru orantılıdır. Evinde ana dilini iyi kavrayan çocuk; ana okulunda, yaşadığı ülkenin dilini doğru ve kolay olarak öğreniyor. Yaşıtlarıyla aynı şartlarla ilkokul 1. sınıfa, başarının anahtarına sahip olarak  başlayabiliyor. Ailesinden ana dilini yarım yamalak öğrenen çocuk ise yaşadığı ülke dilini de aynı şekilde yarım yamalak öğreniyor. Her iki dili de düşük kelime hazinesiyle konuşabiliyor; dilbilgisi, kompozisyon dilini geliştiremiyor. Ortaya; ana dilin  doğru  konuşulmaması  sonucu derinliği olmayan, iki dilin karışımı bir  karma dil çıkıyor.

Uzak diyarlarda gözünü dünyaya açan çocuk, anavatanındaki yaşıtlarına göre, ana dili öğrenimine daha fazla zaman ve emek vermek zorundadır. Bazen ana dilinin yerini alan, çocuğun ilk öğrendiği  dil Türkçe olmayabiliyor. Çocuk; aileden, yakın çevresinden, ilk dili olarak içinde yaşadığı toplumun dilini öğreniyor.Türkçe ikinci dil olmuş oluyor. Dolayısıyla rüyaların dili de değişiyor.

İkinci dünya savaşı öncesi ve ertesinde çocukluğunu Türkiye’de geçiren yazar Cornelius Bischof; İki dili de çok iyi öğrendiğini, “Türkiye’de, arkadaşımın annesi ile karşılaştığımda elini öper, başıma koyarım. Almanya’da, teyzem ile karşılaştığımda, el öpme kesinlikle aklıma gelmez; hafifçe eğilir,  elini sıkar onu selamlarım.“ diyerek iki kültür arasında zorlanan, Almanya’da  yabancı ve Türkiye’de Alamancı söylemlerine maruz kalan çocuklara; “İki dili, tarihi ve  edebiyatı   çok güzel öğrenin  ve iki toplum arasında yüzen birer balık gibi olun.“ diye öğüt vererek, çok dilliliğin beşeri ve uluslararası lişkilerdeki önemini belirtir.

Gurbette, anavatanından  uzak düşmüş çocuk,  kendi ana dilinde rüya görmenin mücadelesini verirken, uzak diyarlarda  yaşam bulan ana dili de  kendi varoluş mücadelesini veriyor; uyuyakaldığı bedenlerde, uyandırılmayı bekliyor.

Saygılarımla


Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."